Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

bitkiler kendi besinlerini nasıl üretir bilgi verirmisiniz ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Bitkiler Kendi Besinlerini Nasıl Yapar Mantarlar Besinlerini Nasıl Karşılar Çiçekler Kendi Besinlerini
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 64      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Bitkiler Kendi Besinlerini Nasıl Üretir

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    bitkiler kendi besinlerini nasıl üretir

    fotosentez yoluyla yaparlar..

    Fotosentez, bitkilerde ışık enerjisi kullanılarak organik bileşiklerin üretilmesidir.

    Yeryüzündeki her canlı, metabolizma etkinlikleri için gerekli olan enerjiyi temelde üç yoldan sağlar. Bkz: Canlılarda beslenme.

    Fotosentetik organizmalar, ışık enerjisinden yararlanarak enerjiyi depolarlar ve organik bileşikler üretebilirler.

    İlk kez 1771 yılında Joseph Priestley, bitkiler tarafından dışarı verilen oksijenin hayvanlar tarafından kirletilen havayı temizlediği fikrini ortaya atmıştır. Daha sonra 1779'da Jan Ingenhousz havanın temizlenmesinin yeşil bitkiler tarafından ışıkta yapıldığını açıklamıştır. 1804 yılında De Saussure fotosentez esnasında eşit hacimde CO2 ve O2 alış verişi olduğu, buna benzer eşit hacimde bir gaz alış verişinin solunum esnasında da meydana geldiğini ileri sürmüştür. Yirminci yüzyılın başlarında tek hücreli yeşil su yosunlarında (Chlorella vulgaris) fotosentezle ilgili araştırmalar Warburg tarafından yapılmıştır.

    Genel Fotosentez denklemi:

    nCO2 + 2nH2O + Işık enerjisi → (CH2O)n + nO2 + nH2O

    Ancak heksoz şekerleri ve nişasta ana ürünler olduğundan, genelde aşağıdaki spesifik (basit) denklem fotosentezin ifadesinde kullanılır: 6CO2 + 12H2O + Işık enerjisi → C6H12O6 + 6O2 + 6H2O + 673 Kalori

    Havadaki karbondioksit güneş enerjisi kullanılarak, nişasta ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Karbon kullanıldıktan sonra ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Bu bitkilerle beslenen canlılar da bitkide bulunan karbonhidratlardan enerji ihtiyaçlarını karşılarlar.

    Fotosentez olayının meydana gelebilmesi için gerekli olan maddeler, ışık, klorofil, karbondioksit, canlı organizma olup, bu maddelerden birinin eksikliğinde oluşan sonuçlar şu basit deneylerle açıklanabilmektedir:



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. misafir

    Nişastanın depo edilmesi

    Fotosentez sonucu meydana gelmiş olan maddeler (şeker, nişasta vb.) kloroplastlarda (klorofil taşıyan taneciklerde) kısa bir müddet kalırlar. Son ürün nişasta olduğu takdirde, bir müddet için kloroplastlarda depo edilebilir. Nişasta suda erimediğinden, kloroplastlarda cereyan edecek süreçlere karşı bir ilişke göstermez. Nişasta bir müddet sonra suda eriyebilen şeker haline geçer ve bu durumda bitkinin diğer kısımlarına gidebilir. Eğer gideceği yer, örneğin patates yumruları gibi, bir depo organı ise şeker tekrar erimeyen nişasta haline dönerek depo maddesi haline geçer. Erimeyen depo maddeleri, herhangi bir kimyasal süreçle ilişke göstermeden, depo organının içinde çok miktarda birikebilir. Bu suretle birçok tohumların içinde meydana gelmiş olan nişasta, tohum içinde bulunan küçük bitkinin büyümesi zamanında besinini sağlamış olur. Soğanlar gibi etli depo organlarında şeker de depo edilebilir. Sukros (kamış şekeri) mutfak soğanında çok miktarda bulunur.

    Yapı maddesi olarak nişasta

    Şeker yapraklardan bitkinin başka bir kısmına giderse hücre çeperinin yapısında kullanılabilir. Hücre çeperi pek çok gelikoz molekülünün bir arada zincirlenmesinden meydana gelmiş olan selüloz maddesinden yapılmıştır. Selüloz lifleri birçok maksatlar için ve özellikle tekstil endüstrisinde (pamuk, keten, rayon) kâğıt yapılmasında (kâğıdın büyük bir kısm» selülozdur) kullanı-llr- Selüloz bazı’tchumlard’ö da de-po besin maddesi olarak bulunu; (örneğin acı bakla)

    Yağlar ve proteinler

    Şeker, yağların ve proteinlerin de kaynağıdır. Proteinler, aminoasit denilen maddelerden meydana gelir. Amino asitler de esas itibariyle glikozdan ve azottan müteşekkildir Bitkiler ihtiyaçları olan azotu toprakta bulunan amonyum tuzları ve nitrat eriyiklerinden elde ederler. Amino asitlerin şeker ve azottan yapılması ve amino asitlerin, proteinleri meydana getirmek üzere birleşmeleri enzimler tarafından idare edilir. Bu enzimlerden bir kısmı ödevlerini görebilmek için, iz halinde molibden elementinin bulunmasına ihtiyaç gösterirler. Canlı hücrelerde bulunan peltemsi madde (protoplazma) başlıca proteinden yapılmıştır ve yağ da ihtiva eder. Yağlar ve proteinler de tohumlarda besin deposu olarak bulunur (örneğin hintyağı bitkisi ve ayçiçeğinde yağ, bezelye ve hintyağında protein vardır).

    Besin maddelerinin yanmasıyle enerji kazanılması

    Depo edilmesi, hücre çeperlerinin yapısında kullanılması, yağ ve protein gibi diğer maddeleri meydana getirmesinden başka, şeker bitki hücresi içinde «yanarak», çeşitli işlemlerin yapılabilmesi için enerji sağlar. Büyümekte olan hücrelerin selüloz yapmak için enerjiye ihtiyaçları vardır; hücrelerin protein ve yağ yapması için enerji lazımdır; besin maddelerini bitkinin bir tarafından diğerine iletmek için enerji ister; topraktan mineralleri emebilmek için köklerin enerjiye ihtiyacı vardır. Bütün bunlar ve hücrenin içinde cereyan etmekte olan birçok kimyasal süreçler için gereken enerji, şekerin yanmasından ileri gelir. Bu yanma olayına solunum adı verilir.

    Hücrenin içinde şekerin yanması, bildiğimiz yanma değildir. Ancak şekerin bildiğimiz alelade yanmasından meydana gelen karbon dioksit ve su gibi maddeler bu süreçte de aynı olduğundan ve solunumda da adi yanma gibi oksijene ihtiyaç olduğundan, solunumu yanma olarak tarif etmek rahat ve kolay bir yoldur. Solunum birbiri ardından birçok reaksiyonlardır, nasıl ki fotosentez süreci de tek bir reaksiyon değildir. Her bir reaksiyon özel bir enzimle idare olunur ve bu enzim bulunmadığı takdirde reaksiyon meydana gelmez. Bir şeker eriyiği bir deney tübü içine konulsa ve bol oksijen verilse, şekeri mayalayan (fermentasyan yapan) bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların bu eriyik içine girmesi önlendiği takdirde, şeker eriyiği sonsuza kadar değişmeden kalabilir. Fakat bir enzim ilave edilecek olursa şeker molekülü değişir.

    Şekerin oksidasyonunda hidrojen ve oksijen atomları da karbon atomlarıyla birleşerek karbon dioksit teşkil ederler. Bu kimyasal parçalanma için fosfatlara ihtiyaç vardır (bitki gerçekten fosforu topraktan alır). Bunlar parçalanmadan açığa çıkan enerjiyi atomların birleşmesinde kullanılmak üzere naklederler.

    Bitki hücrelerinde (ve hayvan hücrelerinde) solunum durmadan devam eder. Enerjiye her zaman ihtiyaç vardır ve reaksiyonların olabilmesini sağlamak üzere de devamlı surette enerji verilmektedir. Kimyasal maddeler, hücre içinde her zaman parçalanmakta veya daha büyük moleküller halinde birleşmektedirler. Fotosentez ürünleri, kök tarafından emilmiş olan minerallerle birleşerek klorofil ve enzim molekülleri oluştururlar. Bundan başka kalsiyum pektat (hücre çeperlerini birbirine yapıştırmaya yarayan madde), tohum içinde küçük bitkiyi besleyecek olan yedek besin maddeleri vb. maddeler meydana gelir.

    İleride yeni dokular (çiçek kısımları, tohum taslakları, polen vb.) meydana getirecek olan tohumların oluşması çok büyük miktarda enerjiye ihtiyaç gösterir. Bu süreç çok kısa bir zamanda gerçekleşmelidir. Ağaçlar gibi bitkiler her sene çiçek açar. Büyüme mevsimlerinde yeni dallar ve yeni yapraklar meydana gelir, kök sistemi yayılır, gövdesinde odun maddesi çoğalır (bir odunda gördüğümüz halkalar).

    Bitkiler serbest oksijen bulunmayan bir yerde bir müddet solunum yapabilirler (bazı hayvanların çok az oksijen bulunan yerlerde yaşayabilmelerine karşı, hiç serbest oksijen bulunmayan yerlerde yaşayabilenler pek azdır). Böyle bir durumda da parçalanan besin maddesi özellikle şekerdir, fakat karbon dioksitle beraber su yerine alkol meydana gelir. Bir müddet sonra, oluşmuş olan alkolün miktarı hücreleri zehirleyecek dereceye gelir ve solunum durur. Oksijensiz olan bu solunuma anaerobik solunum denir; oksijen bulunan yerdeki solunum aerobik solunumdur. Anaerobik solunumla mayalanma arasında büyük bir benzerlik vardır. Her ikisinde de oksijensiz yerde şeker karbon dioksit ve alkole parçalanır. Bira mayasının şekeri mayalamasını sağlayan aynı enzim, bitki hücrelerinde de bulunmuştur.

    Enerji sağlamak üzere özellikle yanan maddeler karbon hidrotlar (şeker gibi, karbon, hidrojen ve oksijen atomlarından birleşmiş olanlar) olmakla beraber yağlar ve proteinler de solunumda kullanılabilirler. Örneğin çimlenmekte olan tohumların solunumunda çok defa yağ kullanılır. Yağ çok ekonomik bir yedek maddedir, zira karbon hidratlara ve proteinlere nazaran daha fazla karbon ve hidrojen taşır. Bu sebepten yakılacak olan karbon hidrat ve proteinlere oranla daha fazladır. Aynı ağırlıkta olan yağ, protein ve karbon hidratın yanmasından açığa çıkan enerjinin miktarı, yağlarda diğerlerine nazaran daha çoktur. Diğer ikisine nazaran yağların yanmasında daha çok oksijene ihtiyaç vardır ve yağ yandığı zaman oluşan suyun miktarı da daha çoktur (bu durum bol suya ihtiyacı olan tohumlar için çok önemlidir).

    Bitki hücrelerinde yanan proteinlerin miktarı çok az olsa gerektir,ancak diğer besin maddelerinin az olduğu zamanlarda (açlık halinde) proteinler de yakılır. Örneğin, herhangi bir sebeple kısa bir müddet fotosentez yapamamış olan yapraklarda, karbon hidratlar harcanmış olacağından ve karbon hidratlardan yapılan yağlar da bulunamayacağından, solunumda proteinler kullanılır. Kökler tarafından alınan maddeler ve fotosentezden meydana gelen ürünlerle, bitkiler kendilerine lüzumlu olan bütün molekülleri yapabilmek imkanındadırlar.

    Solunumu hangi faktörler etkiler?

    Solunum her zaman devam etmekle beraber, şiddeti yalnız günün değişik şartlarıyla değil mevsimler ve bitkinin hayat devresindeki durumuna göre de farklıdır. Uyku halindeki bir tohumda, çimlenmeye başladığı anda ve çiçeklenme zamanındaki bir bitkide solunum şiddeti çok büyük bir değişiklik gösterir. Kurak mevsimde bir kaktüs bitkisinde cereyan etmekte olan kimyasal süreç, bol yağmurlardan sonra tazelenmiş bir kaktüsteki kadar hızlı değildir. Sonbaharda yapraklarını dökmüş olan bir ağaç, ertesi ilkbaharda yeni yapraklar verinceye kadar fotosentez yapamaz. Kışın solunumun şiddeti yaza nazaran daha düşüktür, şu sebeple ki yaz mevsimi büyümenin en çok olduğu mevsimdir ve aynı zamanda kışın sıcaklık yaza nazaran daha azdır. Kimyasal reaksiyonlar sıcaklık belirli bir dereceye kadar yükseldikçe (35°-40°C) hızlanır, fakat daha yüksek derecelerde enzimlerin çalışması güçleşir ve daha ileri sıcaklıklarda enzimler tahrip olurlar.

    Solunumun şiddeti sıcaklıkla, elde edilebilen oksijen miktarıyla, yanacak maddeyle, bu maddelerin elde edilebilmesiyle ve mevcut suyla (çok büyük bir kuraklıkta solunum yavaşlar) fark gösterir.


  5. emrezgr

    bence arkadaş çok ii doğru akıllıca ve zekice yazmış .ona bir alkış .ben bir öğretmenim aferin kızım


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri