Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Peygamber efendimiz e sevgi mizi gösteren yazılar Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Kutlu doğum haftasıyla ilgili ilahiler, kutlu doğum haftası ilahileri Kutlu Doğum Haftası Ne
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 3      

  1. Misafir
    Sponsorlu Bağlantılar


    Kutlu Doğum Haftası Yazıları

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    VAHDETİN GÜLÜ

    Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.

    Bahardı...

    Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan
    insanlardı... Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve
    zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı...

    Bahardı...

    İçerde, û‚mine’nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu
    vardı... Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı. Arasına sınır taşları
    dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı. Gece seherlere
    uzardı ve dudaklarında û‚mine’nin “Gülüm! ” diyen bir gülümseme
    tekrarbetekrardı.

    Sevgili o gece bir “Gül” oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün
    çıkardı.

    Gel ey vahdetin Gül’ü, hasretin Gül’ü... Kokunla gel ve renginle gel! ..
    İlhamın ve âhenginle gel! .. Aşkınla olmazsa sevginle gel! .. Gel ki serazad
    kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen
    kelebeklere... Gel de, gizemli alfabelerle yazılmış mektuplarını bebekler
    okusun; gel, kınalı parmaklar tezgahlarda cümle cümle şiirlerini dokusun...

    Ay vurgunu gecelere şavkı dökülsün nurunun, neyler üveyiklere ağlasın ve
    ölümsüz besteleri Gül adına çalınsın aşk tanburunun.

    Gel ey günlüklerde yığın yığın gözyaşlarıyla kararan bahtımızı Gül’e
    döndüren Haberci...

    Gel ey, sevgilerinden sıyrılan vicdanları mor salkımlı
    zamanlarda kurtuluşa ulaştıracak Elçi...

    Şafaklarına kırağı düşmüş
    aldanışları pişmanlıkla yuyup yıkayan ihtiyar adamlar ve genç kızlar için
    gel, aşksızlığının kör akşamlarını mezar taşlarında tekrar be tekrar okuyan
    dolunaylar ve yıldızlar için gel. Yıldızlarına uyabilelim diye bizi
    şevklendirmek ve şavklandırmak için de gel; birimizi birimize sevdirmek,
    birimizle birimizi sevindirmek için de gel... Mekanların daraldığı ve
    zamanların dürüldüğü depremler gibi gel ve titret içimizi Sevgili... Ta ki
    bülbüller bir Gül için söylesin en müstesna şarkılarını:

    Kâşki sevdiğimi sevse kamu halkı cihân
    Sözümüz cümle hemân kıssai cânân olsa

    Gül’e söz verelim, defterimizdeki karaları aklamak için... Gül’ü sevdiğimizi
    söyleyelim, içimizdeki kirleri paklamak için...

    Aç bir karnı doyuralım Gül adına, Hakk’ın da kuşları rızıklandırdığını
    hatırlayıp... Sıkıntıdaki dostun imdadına koşalım Gül’ü anarak, gül alalım,
    gül satalım...

    Hayırlı işlere önayak olalım Gül çağında, ta ki ateş vaktinde
    güller açsın yüzümüz... Bir merhabayı Gül hatırına söyleyelim
    küstüklerimize, hani helal lokma yer gibi...

    Doğrulardan ve iyilerden
    çoğaltalım dostlarımızı Gül bahçesinde, ta ki bir sarsılışla sarsıldığımızda
    arkadaşlardan saysın yıldızlar bizi. Ve ağlayalım hasretiyle Gül’ün, ki
    arıtsın bağrımızın pasını yaşlar... Göz son kez kapanmadan, birkaç damla ile
    olsun... İnci, mercan hediye!..

    Bir Aşk Masalı:

    Kıl şebistânı müşerref kim nisârun kılmağa

    Rişteden dürler çeküp cem’ eylemiş dâmâne şem

    Diyor ki Fuzulî:
    Bir âşık varmış vaktiyle; muma benzeyen bir âşık... Mum gibi yalnız,
    mumleyin başında ateş... Yanar yakılırmış geceler boyu ve gönül ateşiyle
    aydınlatmaya çalışırmış hicranın ve hasretin karanlıklarını... Hiç uyumaz,
    dilinde sevgili adı, göz kapıda, beklermiş durmadan... Gecelerden bir gece,
    belki bir vuslat gecesi olur da sevgili geliverir diye umutlanır, bu umutla
    tıpkı mum gibi can ipinden inciler döker, ve eteklerinde biriktirirmiş yığın
    yığın... Ta ki sevgili geldiğinde hazırlıksız yakalanmış olmasın ve yüz
    görümlüğü olarak ayağına saçacağı incileri bulunsun...

    Gül yüzüne bakacak yüz ver bize Taala! ... Vuslat için aşk ver bize
    Allah'im! ..



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. Kutlu doğum münasebetiyle

    Yaratılışın gayesi, marifet–i İlâhi. Bu marifete ermede rehber, Yüce Yaratıcı’nın insanların içlerinden seçmiş olduğu peygamberler. İlk insan, aynı zamanda ilk peygamber. İnsanlık tarihinin farklı zaman dilimlerinde, aklın ulaşamadığı noktalarda yol gösterici ve işaret belirleyici işte bu peygamberlerin bulunduğu nübüvvet müessesesi. Ve bu sarayın kubbesindeki son taş, tamamlayıcı ve sona erdiricisi İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (sas).

    Bir adı da Mustafa olan Allah Resû»lü (sas) insanların içlerinden seçilen bu seçkin şahsiyetlerin arasından süzülen ve böylece iki kez seçime tabi tutulan Yüce Şahsiyet. Varlığın gayesini öğretmiş, her sahada ideal insan olma portresini yaşantısıyla göstermiş, dünya–ahiret arasında olması gereken dengeyi yerine oturtmuş, insanların fıtratlarına su gibi, hava gibi muhtaç oldukları gerçek din duygusunu yerleştirmiş, beşer yaşamında uygulanması insanı mutluluğa götüren ideal kuralları belirtmiş ve insanların her zaman muhtaç oldukları güzel ahlâk ilkelerini talim etmiştir.

    Hayatına kuş bakışı bakıldığında hemen ilk safhada onun, Yüce Yaratıcı’nın vahyi kontrolünde hareket ettiği, vazifesi karşılığında en küçük maddi bir beklenti içinde olmadığı, son derece samimi olduğu, insanları Allah’ın birliği ve varlığına çağırdığı, hedef ve gayesinin son derece açık olduğu görülür.

    Yine yaşantısına bakıldığında, hemen göze çarpan şeylerin, söz ve davranışlarında son derece doğruluğu, emanet noktasında zirvede oluşu, üzerine aldığı kudsi görevi yerine getirmedeki titizliği, ortaya çıkan karmaşık meseleleri son derece rahat, kolay ve herkes tarafından benimsenen bir şekilde çözüme kavuşturması ve masumiyeti olduğu görülür.

    Son ve evrensel olması ve Yüce Yaratıcı nezdindeki konumundan dolayıdır ki, kendisinden önceki peygamberler ve onlara gelen kudsi beyanlar ondan bahsetmiş, geleceğini haber vermiş ve zuhurunu müjdelemişlerdir. Bu müjde ve haberler o kadar açık ve detaylıdır ki, bu din mensuplarından bazıları, kendi evlatlarını tanıma rahatlığı ölçüsünde ona ait özellikleri öğrenmiş, onda görmüş ve ona inanmışlardır.

    Her peygamber gibi vahye mazhar olmuş, peygamberliğinin delili olması açısından herkesi ilgilendirecek ve herkesin rahatlıkla anlayacağı derecede açık ve büyük mucizelere mazhar olmuştur. Kur’ân gibi ebedi ve her türlü tahriften uzak olan bir Kitap verilmiş, ebâbil kuşları onun ve ümmetinin kıblesi olacak Ka’be’yi koruma altına almış, göğsü şerhedilmiş, beşerin idrak sınırını aşacak mahiyetteki İsra–Mi’rac gibi öteler ötesi kudsi bir yolculuğu, bütün bir insanlık adına yapmış, peygamberliğinin bir delili olarak ay ikiye yarılmış ve semanın kapıları şeytanlara kapatılarak insanların bu noktadan aldatılmalarının önü kesilmiştir.

    Yaşadığı hayatın her safhası, seçilmişliğinin ve ulaşılmazlığının ayrı bir yönünü meydana getirmiş, şakalarında bile yalanın en küçüğü onun semtine uğramamış, dünyayı teşriflerinden vefat anına kadar başına gelen pek çok sıkıntı, eziyet ve musibet karşısında, olağanüstü bir sabır göstermiş, kendisine, yakınlarına ve dostlarına yapılan sayısız insanlık dışı davranışlar karşısında beşer üstü bir af ve müsamaha örneği sergilemiş, içine bütün insanları hatta hayvanları dahi alacak genişlikteki merhametiyle, etrafındaki dost–düşman herkesin dikkatini çekmiş, bir beşer olarak her şeye ulaşması ve elde etmesi mümkünken, son derece mütevazı ve sade bir hayat yaşamış, yaptığı işlerde en küçük bir beklenti içinde olmamış, sıkıştırıldığı ve tek başına kaldığı zamanlarda bile asla bir yılgınlık ve ümitsizlik emaresi göstermemiş, Allah’a kulluk noktasında herkesten daha ileri ve derin olmuş... Hasılı iyi huy dediğimiz her davranışı en zirve noktada temsil etmiş ideal bir örnektir.


    Cenab–ı Hakk bu şerefli elçisini, manevi günahlardan koruyup, lekesiz ve eksiksiz bir varlık olduğunu dilediği gibi, onu aynı zamanda insanlardan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı da korumuştur. Ölümle yüz yüze geldiği ve artık kaçışın mümkün olmadığı pek çok tehlikeli noktada onu muhafaza etmiş ve düşmanın baş vurduğu her türlü komployu bertaraf etmiştir.


    Günümüz dünyasının muhtaç olduğu gerçek barış ve farklılıklarla beraber yaşama örneğini en açık bir şekilde yaşayarak göstermiş, aynı şehri, farklı din ve inanç sahipleriyle paylaşmıştır.


    Evet o, son peygamberdir. Nübüvveti, bir ülke ya da belirli bir zamanı değil, bütün zaman ve mekanları içine alan evrensel bir nübüvvettir. Hatta cinlerin de peygamberidir. Eşleri bizim annelerimizdir. Geçmiş–gelecek günahları af garantisindedir. Diğer peygamberlerden onun adına söz alınmış, Kevser verilmiş, Kur’ân’da adıyla kendisine hitap edilmemek suretiyle bizlere, ona karşı göstermemiz gereken saygının ölçüsü belirtilmiştir. İlâhî ve büyük bir lütuf olduğu minnetiyle hatırlatılmış, kendisine itaatin Allah’a itaat olduğu vurgulanmış, sadece bu dünyada değil, aynı zamanda âhirette de, insanlara ve peygamberlere şahitlik yapma gibi büyük bir makamla taçlandırılmıştır.


    Erişilmez yüce şahsiyeti karşısında, sadece ona inananlar değil, başkaları da hayranlıklarını gizleyememiş, göğün yere bu değerli armağanı karşısında temenna durmuşlardır. Michael Hart gibi kimseler kaleme aldıkları “Yüz Ebedî Şahsiyet” adlı eserlerinde, onu birinci sıraya yerleştirmiş, büyük Alman devlet adamı Bismarc ona olan hayranlığını: “Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed!” sözleriyle dile getirmiş ve 1927’deki Uluslararası Hukuk Kongresi, ona olan medyuniyetlerini, sonuç beyannamelerine ekledikleri, “Beşeriyet, Hz. Muhammed’le iftihar eder. Çünkü O Zât, ümmî olmasıyla beraber, 13 asır evvel öyle bir hukuk sistemi getirmiştir ki, biz Avrupalılar 2 bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek mesut ve bahtiyar oluruz.” ifadeleriyle ortaya koymuşlardır.


    Ümmetine düşen görev, ona inanma, itaat etme ve sevmenin yanında, birer kristal gibi değerli Kur’ân âyetlerinin, insan haline gelip ortaya çıktığı Allah Resû»lü’ndeki insani vasıfları, üzerlerinde taşıma ve onun adını dünyanın her yerine eksiksiz ve kusursuz bir şekilde ulaştırmadır.


  5. Kutlu Doğum Haftası 1989 yılından beri kutlanmaktadır.Peki kutlanma fikri nasıl doğmuştur?

    Herkesin bildiği gibi Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır milletimiz tarafından ‘Mevlid Kandili’ olarak kutlanmaktadır. Mevlid Kandili ilk defa 13. asırda Erbil Atabeği Muzafferüddin Gökbörü tarafından iki ay süreyle kutlanmaya başlandı. Mevlid Kandili münasebetiyle ilim adamları bir araya gelip ilmi, fikri sohbetler yapıyor, halk sokaklarda mevlidi bir bayram havasında kutluyordu.
    Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Vesiletü’n Necat isimli şiirin, Mevlid adıyla, yüzyıllardır sevinçte, tasada, doğumda, ölümde okuna gelmesi ve bu geleneğin bugün de canlı bir şekilde devam etmesi, Peygamber sevgisi etrafında teşekkül eden milli ruhun ifadesidir.
    Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle dini tefekkürü cami dışına taşırmak, değerli ilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka aktarabilmek için Mevlid kandilini hayırlı bir vesile telakki eden Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan Mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamıştır. Bu düşünce ile Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilan etmiştir.

    Anane haline gelen Kutlu Doğum Haftasının amacı nedir?

    Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenektir. Hafta dolayısıyla hazırlanan programlar belirlenirken gözetilen gaye hep bu olmuştur.
    Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hâlâ milletimizin gönlünde dipdiri yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır. Yüzyıllardır görülmüştür ki Türk Milleti inançlıdır, hoş görülüdür, dinî inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir.
    Mevlid’le ifadesini bulan kültür atmosferi, bu geleneğin devamıdır. 1989’dan beri icra ettiğimiz programlardan devşirdiğimiz fikir ve kültür iklimi, Türkiye Diyanet Vakfı’nın hayırlı bir yolda olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber, model ise Peygamberimizin insanlığa sunduğu modeldir. Çünkü O, tam bir anarşi ve kargaşa ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmiştir. İnsanlık O’nun getirdiği yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın erkek Allah’ın ve cemiyetin huzurunda eşit olmanın hazzını tatmıştır.
    İslam medeniyeti Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinden kaynaklanan, evrensel ahlak ilkeleri ve insan hakları ile ilmi anlayış üzerine bina edilmiştir. Zira İslam Medeniyetinin esası, İslam dininin hikmet ve adaleti üzerine kurulmuş olduğundan, ilmi ve irfanı öğretmiş, zulmü ve zoru yasaklayarak, haksızlıklara karşı koymayı hedef almıştır. Şurası bir gerçektir ki Cenab-ı Hak, insanın kendisi ile olan ilişkisini iman ve ibadete bağladığı halde, insanın diğer insanlar ve eşya ile ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına bağlamıştır. Kamil bir insan, bu ilişkilerini yerli yerince ve dengeli bir biçimde yapan kişidir. İşte Hz. Muhammed, bunu sağlayan ve bize örnek olan insandır.

    Türkiye Diyanet Vakfı, örnek insan Hz. Muhammed’in evrensel prensiplerini ve insanlığa getirdiği yüce değerleri, günümüz şartlarını da dikkate alarak insanlığa ulaştırmak amacıyla Kutlu Doğum Haftası’nı ihdas etmiştir.
    2018 yılı Kutlu Doğum Haftası’nda ne gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor?

    Kutlu Doğum Haftası programlarında yer alan faaliyetler

    -"Üçüncü Bine Girerken Türkiye" konulu bir sempozyum yapılacaktır.
    — Yine her yıl olduğu gibi bu yıl da "İslâmi Araştırmalar Ödülü" yarışması gerçekleştirilecektir.
    — Türkiye genelinde "İslâm ve Çalışma" konusunda panel ve konferanslar düzenlenecektir.
    — Yine bu yıl Üniversite gençliğinin katılacağı "Açık Oturum", lise gençliğinin katılacağı
    "Münazara" ve bütün gençlerimizin katılabileceği "Şiir ve Müzik Şöleni" düzenlenecektir. Bu şölende gençlerin ilgi gösterdiği şairler şiir okuyacak, ses sanatçıları ve ozanlar da bestelerini
    Seslendireceklerdir.
    — Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Kutlu Doğum Haftası yurtdışında da çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Bu sene Bakü, Osh ve Aşkabat’da mahallindeki ilahiyat fakültelerinin öğretim üyelerinden 3’er kişi, Üsküp, Bahçesaray, Kosova ve Kıbrıs’ta ise Türkiye’den gönderilecek 2’şer kişilik ekiplerce, Kazan’da ise Moskova Din Hizmetleri Müşaviri ve Türkiye’den gönderilecek bir temsilcinin katılımı ile panel ve konferanslar düzenlenecektir. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Kutlu Doğum Haftası programları icra edilecektir.
    — Çocuklara yönelik olarak, "Çocuk Şarkıları ve İlahileri Güfte Yarışması" başlattık. Bu yarışma gazete ilanlarıyla tüm yurda duyuruldu. Yarışma neticesinde çok güzel güftelerin
    Çıkacağını ümit ediyoruz.
    — Kur’an kurslarında eğitim gören öğrencileri araştırmaya teşvik etmek amacıyla "İslam ve Çalışma" konulu bir yazı yarışması düzenledik. Bu yarışma için Diyanet İşleri
    Başkanlığımız ile işbirliği yapılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an kurslarında eğitim gören öğrencilerin yarışmaya katılmaları teşvik edilecektir.
    — İlköğretim çağındaki çocuklarımızın Kutlu Doğum Haftasına ilgilerinin çekilmesi ve çocuklarımızın dini duygularını şiirle ifade etmelerini temin amacıyla "İlköğretim Okulları Arası Dini Nitelikli Şiir Yarışması" düzenledik.
    — Balkan, Kırım ve Kıbrıs Türkleri Arasında "Dini Muhtevalı Şiir" yarışması da bu yılki faaliyetleri arasında yer almaktadır.
    Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı

    ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED

    Canım kurban olsun senin yoluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
    Şefâat eyle bu kemter kuluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Mü'min olanların çoktur cefâsı,
    Ahirette olur zevk-u sefâsı,
    On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
    Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
    Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
    Anı seven günahlardan beridir,
    On sekiz bin âlemin serveridir,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
    Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
    Sana uymayanlar gider imânsız,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed.


    PEYGAMBER

    Sen, fikir kadar güzel;
    Ve tek, birden daha tek!
    Itrını süzmüş ezel;
    Bal sensin, varlık petek.

    Sensin ölüme hisar;
    Bakisi hep inkisar...
    Sar bizi, çepeçevre sar,
    Rahmet rüzgârı etek!

    Necip Fazıl Kısakürek


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri