Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Fabl Örnekleri kısa fabl örnekkleri - fabl örnegi İHTİYAR ve ÜÇ DELİKANLI Seksenlik bir ihtiyar ağaç dikiyormuş. - Ev yapsa neyse , ağaç dikiyor bu
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 279      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Fabl Örnekleri

    Sponsorlu Bağlantılar




    Fabl Örnekleri

    kısa fabl örnekkleri - fabl örnegi


    İHTİYAR ve ÜÇ DELİKANLI

    Seksenlik bir ihtiyar ağaç dikiyormuş.
    - Ev yapsa neyse, ağaç dikiyor bu yaşta, Diye alay ediyormuş üç delikanlı, Bunamış sandıkları ihtiyarla.
    - Allah rızası için, demişler, söyler misin, Ne hayrını göreceksin bu yaptığın işin? Nuh kadar yaşayacak değilsin ya:
    Ne diye eziyet edersin kendine Senin olmayan bir gelecek için? Geçmişte ettiklerini düşün artık sen; Vazgeç bu umutlar, bu engin düşüncelerden. Bize göre işler bunlar.
    - Hiç de öyle değil, demiş ihtiyar; Her dikilen geç büyür ve az sürer; Sizin de benim de ömürlerimizse Birer iplik Tanrıların elinde.
    Kısa sayılır hepsi, uzun da sürse. En son hangimiz görürüz mavi gökleri? Kim bilir bir an sonra ölmeyeceğini? Torunlarımın torunları, ne mutlu bana, Bu ağacın gölgesinde otururlarsa. Başkalarını sevindirmek az şey mi? Bu zevki almak mı istiyorsunuz elimden? Meyve kadar tatlı bu zevkin kendisi,
    Hem öyle bir meyve ki bu, yarın da, Yaşadığım her gün de tadabilirim onu. Kim bilir, belki siz yatarken mezarda Ben görürüm yine günlerin doğuşunu. İhtiyarın dediği gibi olmuş: Delikanlılardan biri denizde boğulmuş Amerika seferine yeni çıkmışken. Öteki, devlet kuşunu avlamak için Savaş Tanrısı'nın buyruğunda cenkleşirken Beklenmedik bir kazaya kurban gitmiş. Üçüncüsü aşılamak istediği Bir ağaçtan düşerek ölmüş. İhtiyar ağlamış her üçü için de Ve mezar taşları üstüne Bu anlattıklarımı yazdırmış.

    FARELERLE BAYKUŞ

    Hiç söze başlamayın sakın:
    "Dinleyin, bir harika anlatacağım" diye.
    Nereden bilirsiniz dinleyenlerin
    Şaşacaklarını sizi şaşırtan şeye?
    Ama alın size bir olay ki,
    Bu verdiğim öğüdü çürütecek belki.
    Bir mucize size anlatacağım şey,
    Masal değil, gerçeğin ta kendisi.
    Çok yaşlı bir çamı kesmiş devirmişler yere:
    Bir baykuşun sarayı varmış meğer içinde.
    Atropos'un tercümanı bu asık yüzlü kuş
    Çamın zamanla oyulmuş mağaralarında
    Bütün bir beylik kurmuş.
    Kulları arasında en çok da
    Yağ tulumu gibi ayaksız fareler varmış.
    Baykuş buğdayla beslediği bu farelerin
    Ayaklarını kendi gagasıyla kesmiş.
    Baykuşun ince hesaplarına bakın siz:
    Hazret bir tarihte sürüyle fare avlamış;
    Bakmış kaçıyor sarayına getirdikleri,
    Ayaklarını kesmekte bulmuş çareyi.
    Ayaksız fareleri yiyormuş birer birer,
    Bugün birini, yarın ötekini.
    Hepsini birden yemek hem olur iş değil,
    Hem de sağlık bakımından netameli.
    Bizimki kadar işliyormuş aklı
    Yiyecek veriyormuş ölmesinler diye
    Yiyecek olduğu farelere.
    Gelsin şimdi bir Descartesçı filozof da
    Bu baykuş bir saat, bir makinedir desin bana!
    Kapayıp beslediği bir sürü fareyi
    Kaçamaz hale getirme fikrini
    Hangi zemberek verebilirdi ona?
    Bu da akıl yürütme değilse eğer
    Ben aklın ne olduğunu bilmiyorum demektir.
    Baksanıza neler düşünmüş baykuş:
    Fare milleti tutuldu mu kaçabilir,
    Onun için tutar tutmaz yiyeceksin;
    Ama hepsini birden yiyemezsin;
    Kaldı ki yarınlar için de lâzım yiyecek;
    Öyleyse artan fareleri beslemek gerek.
    Ya kaçarlarsa? Bunu nasıl önlemeli?
    Ayaklarını dibinden kesmeli.
    Hangi davranışları insanların
    Bir amaca daha iyi yönelir, söyleyin.
    Aristo ve Aristocuların
    Bu değil mi öğrettikleri, sorarım size,
    Düşünebilmek için gereğince?
    Bu anlattığım bir masal değil:
    Ne kadar garip, ne kadar inanılmaz da görünse olmuş bir şey bu.

    Baykuşun öngörürlüğünü belki abarttım biraz; hayvanların akıl yürütmesinde böylesi bir düzen olduğunu iddia edemem ama şiirde bu kadar abartma da olur, hele benim yazdığım gibilerinde.

    ODYSSEUS'UN YOLDAŞLARI

    Odysseus'la yoldaşları,
    Uyup rüzgârların keyfine,
    Her gün ölümle burun buruna,
    On yıl dolaşmışlar en uzak denizleri.
    Bir kıyıya varmışlar günün birinde.
    Gün Tanrı'nın kızı Kirke
    Kraliçeymiş orada.
    Gemiden çıkan yiğitleri
    Sarayına buyur etmiş;
    Bir içki vermiş hepsine, yaman bir içki:
    İçenin aklı başından gitmiş.
    Sonra başlamış her biri
    Yüz ve beden değiştirmeye:
    Türlü hayvanlara benzemeye.
    Kimi ayı olmuş, kimi aslan,
    Kimi fil, kimi ceylan
    Kimi büyüdükçe büyümüş,
    Kimi ufaldıkça ufalmış.
    Kiminin boynuz gelmiş başına;
    Kiminin hörgüç sırtına;
    Ne çıkarsa bahtına...
    Yalnız Odysseus kurtarmış paçayı,
    İçmeyip tatlı zehiri.
    Cin fikirli kahraman
    Güler yüz tatlı sözle Kraliçeyi çıkarmış baştan:
    Büyücüyü büyülemiş göz göre göre.
    Tanrı kızı bu, içini gizler mi?
    Hemen belli etmiş tutulduğunu.
    Odysseus fırsatı kaçırmamış,
    Kraliçeyi razı edivermiş
    Adamlarını yeniden adam etmeye.
    - Ama git sor bakalım, demiş kraliçe;
    Kendileri değişmek isterse, peki
    Odysseus hemen koşmuş:
    - Dostlar, demiş; gözünüz aydın!
    İçtiğiniz zehirin panzehiri varmış,
    İnsan olmak istiyoruz deyin,
    Hemen getireceklermiş.
    - İstemem, diye kükremiş aslan;
    Deli miyim? Vazgeçer miyim artık.
    Bu pençeler, bu dişlerden?
    Astığım astık, kestiğim kestik.
    Bir kralım bugüne bugün,
    İnsanken köylünün biriydim,
    Dönüp asker mi olayım yeniden?
    Odysseus aslanı bırakmış,
    Ayıya koşmuş:
    - Aman kardeş, demiş; şu haline bak.
    - Ha? demiş ayı homurdanarak;
    Ne var halimde?
    Ne kusur gördün?
    Ayı dediğin böyle olur işte,
    Her varlığın güzelliği kendine göre.
    Neden kendinle ölçüyorsun beni?
    Ayı çirkin olur sana benzedi mi:
    Beni dişi ayı beğensin yeter.
    Sen beğenmiyorsan çek git yoluna.
    Hür ve mutlu yaşarken, hangi ayı döner
    İnsanların kulluğuna?
    Ne varsa ayılıkta var;
    İşte benden bu kadar.
    Odysseus, şaşkın, kurda gitmiş:
    - Ahbap, demiş; bu nasıl iş?
    Sen nasıl koyunlarını yersin
    O fidan boylu çoban kızının?
    Ağlayıp dert yanıyor zavallı;
    Kana boyamışsın ortalığı.
    Sen ki eskiden bir kahramandın
    Böyle mi olacaktın?
    Bırak ormanları, kan dökmeyi de
    İnsan ol yine,
    Namuslu, iyi yürekli bir insan
    - Var mı öyle şey, demiş kurt;
    Ben görmedim doğrusu, bunca zaman.
    Gelmiş canavar diyorsun bana.
    Peki, ya sen? Sen nesin? Kuzu mu?
    Hiç koyun yediğin olmuyor mu?
    Bütün köy yas içindeymiş
    Birkaç koyun yedim diye.
    Ya kendi boğazladıkları?
    Allah için söyle, insan olsaydım
    Daha az mı kan dökerdim?
    Siz değil misiniz, zaman zaman,
    Bir söz için ortalığı kana boğan?
    İnsan insanın kurdudur, diyen sizsiniz.
    Doğrusunu isterseniz:
    İnsan olup kurtluk etmektense,
    Kurt olup kurtluk etmek daha temiz:
    Utanmam hiç değilse.
    Odysseus kime ne söylese boşuna,
    Büyük küçük seviniyormuş her biri
    Hayvan oluşuna.
    Özgürlük varmış, ormanlar cennet gibiymiş;
    Canın ne isterse yapmak ne güzel şeymiş...
    Ne diye sıkıntıya girsinlermiş
    İyi adam, büyük adam olacağız diye?
    Keyifleri ardından gitmekle
    Kölelikten kurtulduk sanıyorlarmış.
    Oysa köleliğin beteri Kendinin kölesi olmak değil mi?

    BİR KEDİ İKİ SERÇE


    Bir kediyle bir serçe
    Bir arada büyümüşler kardeşçe.
    Sepet, kafes bir arada,
    İçtikleri su ayrı gitmezmiş.
    Gerçi kedi ara sıra,
    Serçeye sinirlenirmiş,
    Suratında gagasıyla süngü talimi yapıyor diye,
    Ama o da zaman zaman
    Bir pençecik atarmış serçeye,
    Fazla canını yakmadan,
    Tırnaklarını tutarak
    Yumuşak yumuşak.
    Serçeyse boyuna bakmaz
    Gagalarmış kediyi düpedüz.
    Kedi ne de olsa daha akıllı,
    Hoş görürmüş bu oyunları.
    - Böyle şeyler olur, dermiş,
    Dostlar arasında;
    Dostun dosta kızması saçma.
    Uzatmayalım, kediyle serçe
    Şakayı kaka etmiyorlarmış,
    Barış içinde yaşayıp gidiyorlarmış.
    Derken bir başka serçe
    Görmeye gelmiş bizimkileri.
    Bakmış filozof bir kedi,
    Cıvıl cıvıl da bir serçe
    Dost oluvermiş ikisiyle.
    Ama bir gün barış bozulmuş,
    İki kuş arasında kavga çıkmış.
    Kedi ne yapsın bu durumda?
    Taraf tutmak zorunda kalmış:
    - Bu serseri kim oluyor da, demiş:
    Kafa tutuyor benim dostuma?
    Dağdan gelip bağdakini kovacak ha?
    Yoo, demiş kedi, öyle yağma yok.
    Kedilik adına çıkıp ortaya,
    Girmiş iki kuş arasındaki kavgaya.
    Bir pençede yakalayıp yemiş
    Yabancı serçeyi.
    Bir de ne baksın kedi,
    Serçe eti tatlı mı tatlı,
    - Dayanamam doğrusu, demiş;
    Ötekini de yemiş.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Fabl Örnekleri Kısa
  3. Lafontenin fablları – la fontaine fabl örnekleri
  4. Edebiyatımızda FABL örnekleri
  5. Paylaş Facebook Twitter Google

  6. Kayıtsız Üye





    Sponsorlu Bağlantılar




    Fabl Örnekleri Kısa

    KARGA İLE TİLKİ

    Bir dala konmuştu karga cenapları; Ağzında bir parça peynir vardı. Sayın tilki kokuyu almış olmalı, Ona nağme yapmaya başladı: “-Ooo! Karga cenapları,merhaba! Ne kadar güzelsiniz,ne kadar şirinsiniz! Gözüm kör olsun yalanım varsa. Tüyleriniz gibiyse sesiniz, Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.” Keyfinden aklı başından gitti bay karganın. Göstermek için güzel sesini Açınca ağzını,düşürdü nevalesini. Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim, Size güzel bir ders vereceğim: Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir, Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.” Karga şaşkın,mahcup,biraz da geç ama, Yemin etti gayrı faka basmayacağına. ( Jean de La Fontaine )

    TİLKİ İLE KEDİ

    Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş. Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.” Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.” Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış. Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler. Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş.

    AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA

    Ağustosböceği bütün yaz Saz çalmış, türkü söylemiş. Karakış birden bastırınca Şafak atmış zavallıda; Bir şey bulamaz olmuş yiyecek: Koca ormanda ne bir kurtçuk, ne bir sinek. Gitmiş komşusu karıncaya: — Aman kardeş, demiş, hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim, Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir, mal vermez. — Sormak ayıp olmasın ama, demiş; Bütün yaz ne yaptınız? — Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği; Gece gündüz türkü söyledim; Fena mı ettim sizce? — Yoo, demiş karınca, ne mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.

    ZALİM ASLAN

    Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş. Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.” Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.

    ASLAN İLE FARE

    Herkese saygı göstermeli elden geldikçe. Umulmadık kimselerden fayda görür insan. İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye, Daha nice bin hikaye arasından. Pençesi dibinde bir arslanın, Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi. Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın, Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi. Bu iyiliği boşa gitti sanmayın; Kimin aklına gelir ki bir an, Fareye işi düşer arslanın? Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan; Gitti tutuldu bir ağa. Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa. Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını, Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet. Sabırla zamanın yaptığını; Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet. “İyilik eden iyilik bulur.” “Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.” “İyilik iki baştan olur.” Jean de La Fontaine ( Çev.: O. Veli Kanık )

    TAVŞAN İLE KAMLUMBAĞA

    Tavşan ikide bir böbürleniyor: -Kimse benden hızlı koşamaz, diyormuş. Sonunda kaplumbağa dayanamamış: -İstersen yarışalım, demiş. Koşuya başlamışlar. Tavşan epeyce yol aldıktan sonra, "Hıh, o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?" diye düşünmüş. -Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim, demiş. Uyuyakalmış. Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş, hiç dinlenmeden yol almış. Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz, kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış, rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çare, kaplumbağaya yetişememiş. Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla, durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

    KURT İLE KÖPEK

    Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış.Hasta ve çok zayıflamış olan kurt,ayakta zor durabiliyormuş.Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş.”Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?”demiş.”Herkes bizi düşman bilse de,biz uzaktan akrabayız.Doğrusu sana yardım etmek isterim.” “Hiç sorma.” demiş kurt.”Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım.Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık.Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.” “Sen hiç üzülme.”demiş köpek.”Ben sana yardım edeceğim.Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel.Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.” Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt,sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş.Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş. Aradan yıllar geçmiş.Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış.Ormanda aylak aylak gezen köpek,eski dostu kurtla karşılaşmış.”Hayrola?” demiş kurt.”Çok perişan görünüyorsun.” Köpek içini çekip;”Yaşlandım artık!” demiş.”Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.” Kurt;”biz eski dost değil miyiz?” demiş.”Şimdi yardım etme sırası bende.Hatırlasana,benim hayatımı nasıl kurtarmıştın?Hemen bir plan yapmalıyız.Tamam buldum!Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi?Şimdi ben gidip onu kaçıracağım,sen de geri götüreceksin.Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.” Bu sözleri söyleyen kurt,kaşla göz arasında gidip,çocuğu ormana getirmiş.Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden,yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler. Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki,insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar. Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.

    TİLKİ İLE LEYLEK

    Tilkinin iyiliği tutmuş bir gün ! Leyleği yemeğe buyur etmiş - Ama, demiş tilki, bizde misafir Umduğunu değil bulduğunu yer. Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş Bir çorba çıkarmış topu topu O da sulu mu sulu Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta. Leylek gagasıyla uğraşadursun Tilki bitirmiş hepsini bir solukta. Leylek kızmış, ama çekmiş sineye. Bir zaman sonra O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe. - Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem? Ben dostlara naz etmesini sevmem. Tam saatinde gelmiş. Leyleğe türlü diller dökmüş. Şu güzel bu güzel, Hele yemeğin kokusu Gel iştahım gel! Gerçi tilkilerin iştahı Pek nazlı değilmiş ama Et kokusu başka şeymiş. - Kuşbaşı galiba, demiş Bayılırmış etin böylesine Hele kıvamında pişmişine. Derken yemek sofraya gelmiş, Gelmiş ama nasıl? Kokusunu al, eti arada bul! Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde Tam leyleğin gagasına göre Tilki burnunu burgu etse nafile. Kısmış kuyruğunu evine dönmüş. Aç kaldığına mı yansın Bir kuşa rezil olduğuna mı? El alemi aldatanlar Bu masal size: Bir gün sizi de sokarlar Kurduğunuz kafese ... ( Jean de La Fontaine )

    KEÇİ CAN PAZARINDA

    Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği: "Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!" demiş. Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok: "Eh, n'apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt ." demiş. "Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim.."Kurt, "Son isteği zavallının... "demiş. Bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş: "Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!" demiş. Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurundan olursun. (Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)

    SALYANGOZ VE EVİ

    Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar,evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış.Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş. Bizim salyangoz,kelebek ve uğurböceğini çok severmiş.Arada bir onlarla dertleşir,sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş.”Ah keşke!” dermiş.”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım.Hadi taşıyorum,bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.” Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza;”Sevgili arkadaşımız!” demişler.”Hani evim renkli olsun diyorsun ya,biz çaresini bulduk.Ressam olan bir tırtıl var.Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar.” Salyangoz buna çok sevinmiş.”Ne duruyoruz!Hemen gidelim.”demiş.Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar.Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış.Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş.Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş. Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış.Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki,sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca,arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş.Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş:”İyi ki saklanabileceğim bir evim var.Rengi olmasa da,Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.” Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.



  7. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  8. Kayıtsız Üye

    Serçenin biri bir gün yumurtlama edasıyla her yere konuyormuş. Kafasına göre bir yer bulamıyor ve aynı zamanda yumurta kapıya dayandığı için kendini rahatsız hissediyormuş. Güzel bir pembe binanın çatı katına yumurtlamaya karar vermiş. Bakmış ki orada bir hazır yuvada var. Tam yaklaşmış hazırlık yapacak iken, içinde 3 tane kırlangıç yavrusu varmış. O sırada anne kırlangıç gelmiş. Serçeyi görünce gagalamış. Serçe ise yalvar yakar serzenişte bulunarak, ona yumurtlaması gerektiğini söylemiş. Kırlangıç onun durumuna üzülmüş. Yumurtlamasına izin vermiş. Serçe rahat rahat yumurtlamış ve kırlangıcın yuvasının yanına yeni bir yuva yaparak yumurtaları oraya taşımışlar. Böylelikle herkes mutlu mesut bir şekilde yaşamış.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri