Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Toplumun Edep ve Haya Açısından Geçirdiği Erozyon Abdülbaki Gölpınarlı , çocuk luk günlerindeki durumu şöyle anlatıyor: “Tarikatta edep , yapılması gereken şeylerdir. Edep , yemede

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Toplumun Edep ve Haya Açısından Geçirdiği Erozyon

    Sponsorlu Bağlantılar




    Toplumun Edep ve Haya Açısından Geçirdiği Erozyon

    Abdülbaki Gölpınarlı, çocukluk günlerindeki durumu şöyle anlatıyor: “Tarikatta edep, yapılması gereken şeylerdir.

    Edep, yemede, içmede, oturmada, kalkmada, yürümede, yatmada, konuşmada, ibadette... hasılı her şeyde vardır.

    Çocukluğumu hatırlarım, biraz hızlı yürüsem, ayağımı yere vurarak bassam, kızarak, paylayarak değil, inandırarak, anlatarak “ne yapıyorsun Baki, o nasıl geziş?” derlerdi. “Her şeyin canı var yavrum, tahta incinmez mi? Bak yerlere döşenmiş, bizi üstünde gezdiriyor, bizim de ona hürmet etmemiz, onu incitmememiz gerekmez mi?”

    Yemekte ağız fazla şapırdatılamazdı, yüze bakılması yeterliydi. Çünkü yemekte kimseden ses çıkmamalıydı. Bardağı yere koyarken ses çıkarmak ayıptı. Bardak ve konduğu yer incinmemeliydi.

    Hem de bardakla görüşmeden, yani bir kenarını öpmeden, su içmek ya da içtikten sonra görüşmeden yere koymak iyi karşılanmazdı. “O”, derlerdi, “Bize hizmet ediyor bizim de ona izzet (saygı) etmemiz lazım.”

    Uyuyan kimsenin uyandırılması gerekirse yastığına hafifçe vurularak hafif bir sesle “âgâh ol erenler” denilirdi. Bağırarak konuşulmaz, biri söylerken sözü kesilmezdi. Kulağa fısıldamak, kahkahayla gülmek gibi şeyler ayıp karşılanırdı. “Ben” diye konuşulmaz, “fakîr” ifadesi kullanılır; şayet ağızdan “ben” sözü kaçsa derhal ilave edilirdi: “Benliğime lânet!”

    Gelen misafirin ayakkabıları kapıya doğru çevrilmez, içeri doğru çevrilirdi. Kapıya doğru çevirmek bir daha gelme demekti. Bir de içeriye çevrilen ayakkabıları giyen, evdekilere arka çevirmeden giymiş olur ve arkasını çevirmeden kapıdan çıkardı.

    Yüze tokat vurulmaz, insana hiçbir suretle sövülmez, insanın her şeyi mukaddes sayılırdı. Tıraş esnasında dökülen saçlar bile toplanıp ayak değmez bir yere gömülürdü. Bütün bu ve benzeri edeplerde çıkış noktası, her şeyin canı oluşu, bizden ayrı olmayışı ve insanın mukaddes bir varlık bulunuşuydu.

    Kapı çarpılarak gürültü ile örtülmez, yavaş örtülürdü. “Kapıyı kapat” denmez, “kapıyı ört” veya “kapıyı sırla” denilirdi. Allah kimsenin kapısını kapatmasın! “Lambayı söndür” denmez, “lambayı dinlendir” denilirdi.



    Abdullah İbni Mübarek buyurdu ki: Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli bir alim ile görüşemesem üzülürüm.



    Hikmet ehli buyuruyor ki: İlim gibi edeb de, öyle bir hazinedir ki, onu hiçbir hırsız çalamaz. Din ve dünya güzelliği bundadır. İnsanı hayvandan ayıran edepdir.



    Edebi gözetmek, zikirden üstündür.

    Edebi gözetmeyen Hakka kavuşamaz.

    İnsanlar edebe ilimden çok daha fazla muhtaçtır.

    En büyük edeb, ilâhî hududu muhâfaza etmek, gözetmek, Allah Teâlâ'nın emirlerine uymak, yasaklarından sakınmaktır.

    Bir kimsenin edebli olması, iyi kalplilik ve akıllılık alâmetidir. İnsan edeb ile dünyâ ve âhirette yüksek derecelere kavuşur.

    Edeb ehli mazlumdur, zalim olmaz,

    Edebsiz ilim öğrenen âlim olmaz.

    Ehl-i irfan meclisinde aradım kıldım taleb,

    Her hüner makbul imiş illa edeb illa edeb.

    Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan

    Giy ol tâcı emin ol her belâdan

    Unutulmamalıdır ki Herkes Kendi Karakterinin Gereğini Yapar.

    قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَى سَبِيلاً

    De ki; "Herkes kendi kişiliği uyarınca hareket eder. Rabbiniz kimin daha doğru yolda olduğunu herkesten daha iyi bilir. (İsra, 17/84)

    EDEB Osmanlı'da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın ; şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey . yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başu­cundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, üc­retsiz üç gün yemek verilirmiş.

    Eskiden "Kapıyı kapat!" denilmezmiş. Allah (c.c.) kim-! senin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. "Kapıyı ( ört, ya da sırla" denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaş­ça örtülmesi edebdenmiş.

    "Lambayı söndür demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin. "Lambayı dinlerdir" derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak İçin sarsılmaz veya adı ile çağırılrnazmış. "Agah ol eren­ler" derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan... Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.

    Hanımlar "Efendi" derlermiş beylerine, "siz" derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği '. için, adı "Karınca basmaz Efendiye çıkan insanlar varmış.

    Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş. Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. "Git bir daha gelme!" der gibi değil de. "Gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun" eler gibi dizilirmiş.

    Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Bediüzzaman, kendisine arkadaşlık eden, vefa gösteren eski elbisesin­den bir parçayı koparıp alırmış. Yumurtayı ucundan, çok az kırar, fazla kırmayı tahrip olarak düşünür, tahribin hiçbir türünü sevmezmiş.

    Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.

    "Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler." diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali...

    Eskiler "Edeb Ya Hu!" derler, Onu görüyor gibi yaşama­ya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unut­muş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı'nın hu­zurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket et­mek isterlermiş. "Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, en­gelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!" der gibi, o mânâyı hatırlatmak İçin her yere "Edeb Ya Hu!" yazarlarmış. "Allah'ın huzurunda edeb" demekmiş bu... insan nerede olursa olsun Allah'ın huzurunda değil midir?[1]


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Toplumun İhtiyaçlarının Kurumlar Tarafından Karşılanmasının İnsanlar Açısından Önemi Nedir
  3. Erozyon şiirleri,erozyon ile ilgili şiirler
  4. Erozyon, Erozyon nedir, Erozyon ne demektir
  5. erozyon ile ilgili afişler, erozyon afişleri
  6. Erozyon Nedir - Erozyon Nasıl Oluşur
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri