Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar Sokak Cocuklari Sokagimizdaki cocuklari isyana sürükleyen ve onlari aile ortamindan uzaklastiran sebepler cok degisik.Bir gercek varki sokak cocuklarini yeniden topluma kazandirmak

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

    Sponsorlu Bağlantılar




    Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

    Sokak Cocuklari

    Sokagimizdaki cocuklari isyana sürükleyen ve onlari aile ortamindan uzaklastiran sebepler cok degisik.Bir gercek varki sokak cocuklarini yeniden topluma kazandirmak ve yapilacak cocuk rehabilatosyan merkezleri ilede sicak bir yuva kurmaktir.Türkiye nin bir ayibi olarak Kabul ediyorum ben,Ülkem insani duyarli duygusal fakat bir o kadarda vurdumduymaz demekki.Bu cocuklara yapilacak ilk yardim ise onlari hor görmemekle basliyor.Lütfen herkes kendi capinda biraz daha duyarli olsun.

    42 bin çocuk sokakta yaşıyor
    Sokakta yaşayan çocukların yüzde 37'si Doğu ve Güneydoğu'dan göç etti. Çocukların yüzde 11'i hiç okula gitmedi, yüzde 52'si madde kullanıyor. Sokakta yaşamakta en büyük etken ise aile içi şiddet.
    TÜREY KÖSE
    ANKARA - Devlet Bakanı Güldal Akşit , 2003'te sokakta yaşayan ve çalışan çocuk sayısının 33 bin 247 olduğunu, 2004'te ise bu rakamın 41 bin 982'ye ulaştığını bildirdi. İstatistikler; sokakta yaşayan ve çalışan çocukların yüzde 37'sinin Doğu ve Güneydoğu'dan göç ettiğini ortaya koydu.
    CHP Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü 'nün soru önergesini yanıtlayan Akşit'in açıklamaları sokak çocuklarının sayısının arttığını gösterdi. Sokak çocuklarının sayısı 42 bine ulaşırken, bunların tamamıyla ilgili istatistiksel veriler bulunmuyor. Akşit'in verdiği bilgilere göre ''ulaşılan'' sokakta yaşayan çocuk sayısı 6 bin 853. Hizmet alan bu çocuklarla ilgili bazı veriler şöyle:
    Çocukların yüzde 11'i hiç okula gitmedi, yüzde 42'si ilköğretim terk, yüzde 22.80'i ilkokul mezunu, yüzde 11'i ilköğretim terk, yüzde 5.50'si ilköğretim mezunu, yüzde 6.40'ı lise terk.
    Çocukların yüzde 50. 40'ı ailesiyle yaşıyor, yüzde 23.80'i parçalanmış aile çocuğu, yüzde 9.60'ının ana babası ölü.
    Çocukların yüzde 15.60'ı G.Doğu, yüzde 21.50'si Doğu, yüzde 7.60'ı Karadeniz, yüzde 11.70'si İç Anadolu, yüzde 8'i Marmara, yüzde 4.40'ı Ege, yüzde 5.40'ı Akdeniz bölgesinden göç etmiş.
    Yüzde 51.90'ı madde kullanıyor.
    Çocukların yüzde 18. 40'ı aile içi şiddet, yüzde 8.80'i aile ile anlaşamama, yüzde 13.20'si ailenin parçalanması, yüzde 2.90'ı zorla çalıştırılma, yüzde 3.30'u arkadaş etkisi, yüzde 5'i kendi kararı ile sokağa çıkmış.
    Sokakta yaşayan çocukların yüzde 95'i erkek, yüzde 5'i kız







    Sokakta Çalışan Çocuklardan Farkı Nedir ?

    Sokakta çalışan çocuklar ailesinin geçimine katkıda bulunmak yada kendi masraflarını karşılamak için günün bir bölümünde sokakta çalışan, gecenin erken yada geç bir saatinde evine dönen çocuklardır.Mendil-sakız-su-kart satanlar, ayakkabı boyacılığı yapanlar, kırmızı ışıkta araba camı silenler, sabit noktalarda dilencilik yapanlar... v.s buna örnektir.Genelde tiner, bali ve benzeri madde bağımlılıkları yoktur. Bu çocukların aile ilişkileri bir şekilde sürmektedir.
    Çocuğu sokağa iten en önemli faktör aile ve yaşanan ekonomik sorunlardır. Sokak çocuklarının çoğunluğu %82-89 parçalanmış ailelerden gelmektedir. Yapılan araştırmalarda ebeveynlerin eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu görülmüştür. Babalarının büyük çoğunluğunun ilkokul mezunu ya da ilkokuldan terk oldukları, annelerin yarıdan fazlasının ise hiç okula gitmedikleri dikkati çekmiştir. Annelerin %90 dan fazlasının ev dışında çalışmadıkları belirtilmiş, babaların %44’ününde halihazırda işsiz olduğu anlaşılmıştır. Ailelerin sahip oldukları çocuk sayısının çok yüksek olduğu görülmüş. İzmir için %43 ünün 4-6 çocuk, %26 sının ise 6 çocuktan fazlasına sahip oldukları görülmüştür. Türkiye'de sokak çocuklarının sayısındaki hızlı artış özellikle büyük kentlerde kendini gösterirken, sokaklarda yaşayan ve madde bağımlısı çocuk sayısının en yüksek olduğu üç il İstanbul, Ankara ve Uşak olduğu araştırmalarda belirtiliyor.
    Hangi Tehlikeler İle Karşı Karşıya ?
    Şiddet, fiziksel ve cinsel istismar, başkaları tarafından suç işlemeye zorlanmak, yanma-yaralanma, kronik-tehlikeli bulaşıcı hastalıklara yakalanma, bakımsızlık sonucu oluşan sendromlar, kaçırılma, öldürülme.
    Uçucu Maddelere Neden Gereksinim Duyarlar ?
    Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek, sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı zorluklara karşı bedensel ve duygusal güç oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek , halüsinasyonlar görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu maddelere gereksinim duyarlar. Bunun dışında, sokaktaki grupların ortak yaşam biçimine ayak uydurarak gruba kendini kabul ettirebilmek, tiner-bally gibi maddelerin ucuza kolayca bulunabilmesi de diğer başka etkenlerdir.
    Sokak Çocukları
    Prof. Dr. Oğuz POLAT

    2000’li yıllarda ilgi çekici konulardan birisi de, dünya teknolojik olarak inanılmaz gelişmeler gösterirken, korunmaya muhtaç ya da özel hizmet götürülmesi gereken çocukların sayısının, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünya genelinde artış göstermesidir.
    Bu çocuklara baktığımızda; evde dayak yiyen, sonra bu şiddete dayanamayarak sokağa kaçan, burada da suça itilerek yaşayan çocukların olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklara sağlık dışı koşullarda çalışan çocukları da eklemek gerekir. Hepsinin ortak özelliği bulundukları yaşın gerektirdiği yaşamı yaşayamamaları ve en çok gereksinmeleri olan ev sıcaklığından, ebeveyn ilgisinden, oyun oynamaktan ve sağlıklı beslenmeden yoksun olmalarıdır.
    Risk altında çocuklar değerlendirmesinde en önemli etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmaları gelmektedir. Her çocuğun doğal hakkı olan yaşına uygun bir yaşam yaşama boyutunun bu çocuklarda gerçekleşmediği gözlenmektedir. Gelişimin temel kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda gerçekleşmediği görülmektedir. Oyun çağındaki çocuğun oyun oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken, bu çocukların, yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini engelleyen boyutlarda geçirdikleri görülmektedir.
    Risk altındaki çocuklar başlığı altında en sık karşımıza çıkan başlıca 4 grup görülmektedir: sokak çocukları, suça itilen çocuklar, çalışan çocuklar ve istismara maruz kalan çocuklar.
    Mülteci çocukları da bu grubun içine dahil etmek gerekmektedir. Son yıllarda sayıları sürekli artan mülteci çocuklar da özel koruma altına alınması gereken çocuklar grubundadır.
    Bu grupları değerlendirdiğimizde ilk dikkati çeken, grupların birbirinden bağımsız olmadığı tam tersine iç içe geçmiş olmalarıdır. Gerçekten de sokak çocuklarının önemli bir kısmının suça itilen çocuklar grubuna da girdiği izlenmektedir. Sokakta yaşamanın doğal uzantısında suç işleme ve sürekli çetelerde yer alarak suçlu olma kavramı yaşanmaktadır.
    Aynı şekilde sokaktaki çocukların mendil, kibrit satma gibi işleri yaptıkları görülmektedir. Özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde, metropollerde trafik ışıklarında duran, arabaya koşarak gelen çocuklar manzarası aşina olduğumuz bir manzaraya dönüşmüştür. Işıklar yeşile döndüğünde gitmeye başlayan arabanın kapısına yapışan çocukların yarattığı korku, çocuklara bir şey olacak endişesi, çoğumuzun yaşadığı bir manzaradır.
    Bu olaydaki en dramatik ve kırılması zor olan nokta, bu çocukların, ailelerinin zorlamasıyla bu işleri yapmaları ve kazandıkları parayı evde anne ve babalarına teslim etmeleridir. Sokakta çalışan bu çocukların bir süre sonra evlerini terk ederek kaçtıkları ve sokakta yaşamaya başladıkları yapılan çalışmaların sonucunda görülmektedir.
    Güneydoğudaki terörün ve yoksulluğun yoğun olduğu bölgelerden büyük kentlere göç en büyük sosyal problemlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük şehirlere göç eden aile çocuklarının büyük oranda yukarıda anlatılan tablonun bir parçası oldukları görülmektedir. Bu açıdan sokak çocuklarını tanımlarken bu kavramın içerisinde suça itilen çocukların ve çalışan çocukların da yer aldığını unutmamak gerekmektedir.
    Sokak çocuğu günlük yaşamda da çok duyduğumuz bir kavramdır, ama, “sokak çocuğu kimdir?” sorusuna cevap verebilmek o kadar da kolay değildir. Çünkü; bazılarınız için gece yarısı Beyoğlu’nda gözleri kaymış tinerli çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarınız için ise trafik ışıklarında arabanın c***** yapışan çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarımız için ise çantamızı alıp kaçan kapkaççılar sokak çocuklarıdır.
    O yüzden “sokak çocukları kimdir?” sorusunun cevabını vermek her zaman kolay değildir. Çünkü; “sokak çocuklarının ailesinin olup olmadığı” sorusu temel kriter oluşturan bir sorudur. Latin ülkelerinde ailesi olmayan çocuklar, sokağı mekan tutmuş çocuklar sokak çocuklarıdır. Halbuki bizde yüzdeye vurursanız sokak çocuklarının büyük oranda; yaklaşık %85-90 oranında, ailesi, yani evi olduğunu görürüz.
    Bu konuda yapılan çalışmalarda, klasik olarak, sokak çocuklarının iki temel grupta değerlendirildiğini görmekteyiz. Bunlar gerçekten bu tanıma uyan sokak çocuğu; yani evi olmayan, sokakta yaşayan çocuklar ile sokakta çalışıp, akşam evine dönen; yani bir evi olan, akşamları düzenli olmasa da evine dönen çocuklar olarak gruplandırılmaktadırlar.
    İlginç bir boyut ise, sokak çocuklarının, özel bakım gerektiren diğer gruplara göre, toplumda çok daha fazla popülarize olması ve bu konuda toplumun daha yoğun tepki vermesidir. Gerçekten, istismar gibi daha ağır sonuçları olan ve daha yaygın olan bir konuda, toplum duyarlılığının çok daha az olduğu görülmektedir. Son yıllarda bu ilgide artış gözlenmesine karşın, halen, sokak çocukları, toplumun en kolay reaksiyon verdiği ve bir şeyler yapma çabasına girdiği bir konu olarak dikkati çekmektedir. Bunda çocukların göz önünde olmasının önemli etken olduğu söylenebilir.
    Sokağın Çocukları; çocukları yetiştirmekten sorumlu yetişkinler tarafından herhangi bir koruma, denetleme yada yönlendirmenin olmadığı bir pozisyonda, ailelerinden kopmuş, en geniş anlamıyla ‘sokağı ev edinmiş’ şekilde yaşayan çocuklardır.
    Sokaktaki Çocuklar; ailelerinin destekleri hızlı bir şekilde zayıflayan, sokaklarda yada alışveriş merkezlerinde çalışarak ailenin yaşama sorumluluğunu paylaşan çocuklardır. Bu çocuklar için ev; oyun, kültür ve günlük hayat merkezi olmaktan çok uzaktır. Yine de, sokak onların günlük aktiviteleri halindeyken, çoğu geceleri evlerine döner. Aile ilişkileri bozuluyor olsa da, çocuklar evdedir ve hayatı ailelerinin bakış açısıyla görmeye devam etmektedirler.
    Sokağın çocukları, günlük yaşam için aile desteğinden yoksun, yalnız bir şekilde mücadele eden daha küçük bir gruptur. Genellikle “terkedilmiş” olarak bilinmelerine rağmen; güvensizlikten ve reddedilmeden ve şiddet içinde büyümekten yorulmuş bir şekilde çocukların kendilerinin de ailelerini terketmiş oldukları gözlenmektedir. Bu çocukların aileleriyle bağlarının kopmuş olduğu görülmektedir.
    Ancak yukarıda belirtildiği gibi sokak çocuklarının ayrımı için temel kriter aileleri ile olan ilişkileridir. Çocukların aileleri ile olan ilişkileri yaşam biçimlerini ve yaşadıkları mekanı, dolayısıyla da yaşam modellerini oluşturmaktadır. Buna göre 3 ana grupta değerlendirilmektedirler. Burada dikkat çeken boyut çocukların adım adım daha tehlikeli ve normal yaşama dönmelerini zorlaştıran ortamlara doğru sürükleniyor olmalarıdır.
    Gerçekten de informel olarak nitelendirilen cam siliciliği, mendil satma ve benzeri işlerle sokakta olan çocuğun daha sonra şiddet, uçucu madde kullanma gibi olaylara karıştığını ve ailesinden, evinden koptuğunu görmekteyiz. Bu açıdan aşağıda anlatılan 3 ana grubu aşamalı olarak değerlendirmek mümkündür. Yani çocuk genellikle ilk gruptayken bir süre sonra ikinci gruba kayar. Daha sonra üçüncü grubun içinde kendini bulur. Başka söyleyişle bu çocukların topluma kazandırılmaları da güçleşmektedir. Bu gruplara bir kez daha göz atalım.
    Kenya, Meksika, Filipinler ve Sri Lanka gibi turizm odaklı ülkelerde; herhangi bir düzenli işi olmayan, turistlerin eğlence harcamalarından hayatlarını kazanan “açık hava ekonomisinde çalışan çocuklar” da sokak çocukları olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım gece ve gündüz arkadaşları ile birlikte sokaklarda ve topluma ait yerlerde para kazanmak için bir şeyler satan ve dilenen çocukları da içine almaktadır.
    Sokak çocukları, 1983’de çıkan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nda 3.madde’de “Korunmaya Muhtaç Çocuklar” kapsamında ele alınmaktadır. Kanunun korunmaya muhtaç çocuk kapsamında; anne veya babası tarafından ihmal edilip, fuhuş, dilencilik, alkollü veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuklar kapsamında sokak çocuklarıda yer almaktadır.
    Ülkemizin hızlı bir endüstrileşme sürecine girmesiyle birlikte, sağlıksız bir kentleşme sonucunda oluşan toplum yapısındaki değişikliklere paralel olarak farklılaşan aile yapısı, bu gelişime ayak uyduramayan ailelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu süreç içinde ekonomik yoksulluk ve köyden kente göç sonucu oluşan kültürel çatışmayı da yaşayan aileler kent yaşamının dışına itilmektedir. Geleneksel kırsal kesimde ailenin aldığı destek (psikolojik, sosyal, ekonomik) kentlerde toplumsal kurumlar tarafından sağlanamadığında, büyük ümitlerle kente göçen yığınların aile ilişkilerini etkilemekte, çocukları başıboşluğa sürüklemektedir. Ayrıca; boşanmalar, resmi nikah olmaksızın yapılan evlilikler, değişik eşlerden olan çocuklar, ebeveynlerden birinin evi terk etmesi gibi nedenlerde çocukların sokak yaşamını seçmesine sebep olabilmektedir.
    Bu sorun yoğunlukla metropol illerde görülmektedir. Özellikle İstanbul gibi gecekondulaşmanın ciddi boyutlarda sorun olduğu ortamlarda, ailelerin kontrolünden çıkan çocuk sayısı günden güne artmaktadır. Soruna kısa süre içinde sistemli bir müdahale yapılmaması durumunda ise bir süre sonra büyük bir olasılıkla, suçluluk oranında bir patlama yaşanacak ve sorunun çözümü için daha büyük yatırımlar yapılmasını gerektirecektir. 2828 sayılı Kanun kaps***** giren bu soruna hizmet götürmek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun görevidir. Ancak bu sorun çeşitli sorunların bir bileşkesi olduğundan çok yönlü bir işbirliği ve koordinasyonu içeren bir rehabilitasyonu gerektirmektedir. Belirtildiği gibi bu sorunun gerçek nedeni köyden kente göç, onun sonucu oluşan çarpık kentleşme, bunların beraberinde getirdiği ekonomik yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Sağlıksız aile ortamında yetişen çocuğun eğitimine önem verilmemekte, aile bütçesine katkıda bulunması beklenmekte ve çocuk yaşına uygun olmayan ruhsal ve fiziksel sağlığını tehlikeye sokan işlerin yanı sıra bağımlılık kazanmasına neden olan işlerde (mobilya cilası, ayakkabı tamircisi, vb.) çalıştırılmaktadır.
    Bu çocuklar para kazandığı için kendini yetişkin gibi hissetmektedir. Çoğu zaman ailenin denetiminden uzaklaşan çocuk eğitimini yarım bırakmakta, akran gruplarından soyutlandığı gibi yetişkinlerin dünyasına da girememektedir. İş ort***** da uyum sağlayamayarak işten ayrılmakta ve sokaktaki sınırsız, sorumsuz özgürlüğü seçerek sosyal yaşamdan tamamen kopmaktadır.
    Ülkemizde ciddi bir sorun haline gelmeden bu gruba acilen hizmet götürmek önem taşımaktadır. Ancak hizmet götürülecek grup kendi içinde alt sorun gruplarından oluştuğu ve her alt gruba götürülecek hizmet modeli ayrı bir özellik taşıdığı için Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu çalışmalarını çok yönlü planlayarak sunması gerekmektedir.
    Kent sokaklarında rastladığımız bu çocukların, bir bakışta, terk edilme ya da evden kaçma nedeniyle sokakta yaşayanlar mı oldukları, yoksa aile bütçesine katkıda bulunmak için gündüzleri çalışıp geceleri evlerine dönüp birlikteliklerini koruyan ailelerin çocukları mı oldukları anlayabilmek de mümkün değildir
    Kolombiya’da Cali’li sokak çocukları hakkında kapsamlı bir araştırma yapmış olan Aptekar (1988), çocukların durumunu değerlendiren çalışma ve araştırmalarda yazarların iki zıt kutuptan birine doğru yönlenebilmeleri tehlikesi üzerinde ciddi anlamda durmuştur. Aptekar sokak çocukları konusunda yapılan araştırmaların ve yazılan yazıların iki türlü yanlılık (bias) taşıma olasılığı olduğunu söylemektedir. Bunlardan biri, çocukların hemen hemen tümüyle patolojik yönlerini öne çıkaran, olumlu yanlarını büyük ölçüde göz ardı eden, araştırmacıların da tehlikeli bir grup ile ilgilenmiş oldukları için kendilerini kahramanlaştırdıkları yaklaşımdır. Burada çocuklar için yapıcı girişimlerden çok onlara yaklaşabilmek, bu çalışmayı yapabilmek için gereken süreç konu edilmekte ve çocuklar ikinci plana düştüğü gibi aynı zamanda yapıcı yaklaşımlar dışlanmaktadır. Diğer tür yanlılık ise bunun tam tersine, yoksulluğu, suçluluğu ve psikopatolojiyi görmezlikten gelen, çocukları bütünüyle “küçük” ya da “basit” problemlere sahip, hatta başarılı maceracılar olarak sunarak çocukları kahramanlaştıran yaklaşımdır. Burada da tam tersi, çocuklar gerçekdışı bir şekilde karikatürize edilmekte ve olay gerçek boyutlarının dışında değerlendirilmektedir. Aptekar her iki tür yanlışlıktan da kaçınmak gerektiğini savunmakta ve hizmet programlarını hedef kitlenin gerçek özelliklerine ve farklılıklarına paralel olarak çeşitlendirmenin gerekliliğini söylemektedir. Zaman zaman en objektif olmaya çalışan yazılarda dahi ortaya çıkan bu gibi yanlılıklar, sokak çocuklarının yaşadıkları gerçekliğin toplumsal, tarihsel, hatta bireysel bazı tutumlardan ve duygulardan beslenen önyargılar nedeniyle doğru olarak algılanamamasından kaynaklanmaktadır.
    Aptekar örnek olarakta kendi çalışmasının bulgularından bahsetmektedir. Cali’de: sokak çocuklarına yönelik toplumsal tutumların, onlara imrenmek, acımak ve tehlikeli olduklarına inanmak gibi son derece farklı duygu ya da inançların bir karışımını yansıttığını söylemektedir. Aptekar’a göre bunun önemli bir nedeni Kolombiya toplumunu oluşturan farklı aile yapılarından kaynaklanmaktadır. Toplumda egemen sınıf patriarkal İspanyol ailelerden oluşmaktadır ve bu ailelerin beklentileri özellikle erkek çocukların aileye itaat etmeleri doğrultusundadır. Oysa aynı toplumda yaşayan matriarkal Afrika kökenli ailelerde erkek çocukların bağımsızlığını pekiştirmek için aileden bir an önce ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeleri beklenir. Bu iki grup arasındaki sınıf ve kültür farklılıkları, geçmişte olduğu gibi bugün de değer yargıları açısından çatışmalara neden olmaktadır. Aptekar’a göre sokak çocuklarına yönelik çelişkili tutumlar, onların nesnel gerçekliklerinden çok bu değer çatışmasında bir sembol olarak algılanmalarından kaynaklanmaktadır. Bu çocukların aileye itaat etmek ve otoriteye saygı göstermek yerine bağımsız bir yaşam sürmeleri, egemen sınıfa mensup olanlar tarafından, mevcut düzene yönelik bir tehdit olarak algılanmakta ve dolayısıyla çocukların patolojik özellikleri ve suça yönelik davranışları abartılmaktadır. Görüldüğü gibi sokak çocukları konusunda çalışma yapılırken çok yönlü olarak olaya yaklaşmak zorunludur.
    Aptekar’a (1988) göre sokak çocuklarına yönelik farklı tutumlarda rol oynayan bir diğer faktör, bireysel ya da psikolojik kökenlidir. Bu konuda araştırma yapanlar başta olmak üzere herkesin sokak çocuklarına yönelik duygusal yaklaşımı, kısmen kendisi tarafından da yaşanmış olan bir içsel çatışmayı; toplumsal kabul ya da statü elde etmek için sosyal normlara boyun eğmek ile boyun eğmeyerek daha az güvenliğe razı olmak arasındaki içsel çatışmayı nasıl çözümlemiş olduğuna bağlıdır. Bireyler arasında büyümenin bir parçası olarak da algılanabilecek olan bu çatışmayı nasıl çözümlemiş oldukları ve bu çözüme yükledikleri duygusal anlam açısından farklılıklar vardır. Bazıları buldukları bu çözümün adil olduğuna inanırken, kimileri toplumsal normlara fazla uyarak kişiliklerinden ödün verdiklerini düşünürler ve bir tür mağdur olma ve isyan duygusu hissederler. İşte, Aptekar’a göre, her insanın sokak çocuklarına yönelik tutumunda; onlara imrenme, acıma veya onların suç işlemeye eğilimli tehlikeli kitleler olduklarına inanma gibi bir miktar da kendi hayatında varmış olduğu bu çözümle ilgili duygularının izdüşümleri vardır. Aptekar (1988), bu tür toplumsal ya da bireysel nedenlerden kaynaklanan ve sokak çocuklarını gerçek özellikleriyle ve bütün çeşitlilikleriyle görmeyi engelleyen tutumların, bazı hizmet programlarının ideolojilerinin de belirlendiğini öne sürmektedir. Örneğin bazı programlar tüm çocuklar için tek tür bir yaklaşım geliştirerek onları itaatkar işçiler olmak üzere eğitmektedir.
    Sokak çocukları konusunda araştırma yapmanın saha çalışmasının kendine özgü zorlukları dışında çalışılan grup açısından da büyük zorlukları bulunduğu görülmektedir. Çocuklarla, yalnızca sokak ortamında araştırma yapmak, kendi içinde çeşitli güçlükler taşımaktadır. Çocukların para kazanma uğraşı içinde olmaları, kentin en kalabalık ve gürültülü mekanlarında bulunmaları ve dikkatlerinin araştırmacıdan çok çevreye yönelik olması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla bu tür araştırmalarda, örneğin psikolojik ölçümler uygulayarak, odaklaşmış grup tartışmaları yaparak ya da çocukları boylamsal olarak inceleyerek onlar hakkında derinlemesine bilgiler toplamak mümkün olmamaktadır.
    Özetle sokak çocuklarının tanımı yapılırken birçok boyutun irdelenmesinin büyük önemi bulunmaktadır.
    “Sokak çocukları yaşının rolünü yaşayamayan başka bir deyişle oyun oynama, okula gitme, akşam evinde anne, baba ve kardeşleriyle birlikte olma gibi doğal gereksinimlerinin karşılanamadığı bir ortam olan sokakta yaşayan ve her türlü tehlikeye açık bir ortam içinde yaşayan, gelecekte suça itilme potansiyeli çok yüksek olan çocuklardır. “
    Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi çocuğun yaşının gereklerini yaşayamamasından başlayan, aile ortamının getirdiği sevgi, güven, dayanışma ve diğer değerlerden yoksun yetişmesi ile devam eden ve sokak gibi her türlü tehlikenin potansiyel olarak var olduğu bir ortamda küçük yaşta, korunmasız olarak bunlara maruz kalabilmesiyle devam eden bir zincirden bahsediyoruz. Bu zincirin her halkası farklı bir tehlikeyi barındırmaktadır. Bugüne kadar yaşananlar da göstermektedir ki normal bir çocukta dehşet içinde konu edebileceğimiz tiner kullanma, hırsızlık yapma ve cinsel ilişkilerin yaşanması gibi problemler bu çocuklar için yaşamın bir parçası olmuştur. Eğer 12 yaşında bir çocuğa madde kullanmasın diye sigara içme izni vermek zorunda kalıyorsak ve bu durum o çocuğun kurtulma, rehabilite olma noktasında yaşanıyorsa ne denli ciddi bir problemden bahsettiğim anlaşılacaktır. Bu çocukların sokakta yaşamlarını sürdürmelerinin ya çete mensubu olma ya da kendilerini cinsel meta olarak satmaları ile sonuçlandığı göz önüne alınırsa bu problemin çözümünde gecikilen her anın sonuçta yaratacağı faturanın yüksekliğini de anlamak mümkündür.
    Onlara Çocukluklarını Hediye Etmek . . .
    Prof. Dr. Oğuz POLAT

    1950’li yıllarda onlara köprüaltı çocukları denirdi. Onlar tek tük ortalarda gezinen, geceleri köprüaltlarına sığınan, hepimizin merhamet, iyiniyet ve sempatiyle baktığımız çocuklardı. Sonra günler geçti, yıllar geçti. Birdenbire sayılarının arttığını, her adım başı önümüze çıktıklarını görmeye başladık. Ya trafik ışıklarında durduğumuzda arabanın camlarına atlıyor, elindeki kirli bezle camları siler gibi yapıp para istiyor ya da bir vitrinin önünde yolunuzu kesip “selpak alsana benden” diyorlardı. Ardından geceleri sokaklarda köşebaşlarında görür olduk onları. Kuytularda 3-5 kişilik gruplar halinde, ellerinde kese kağıtları, içinde de tiner şişeleri koklayıp durmaktaydılar. Köprüaltları yerini üst geçitler, bankamatiklere bırakmıştı.
    Sokak çocukları artık gündemimize yerleşmişti. Özellikle son on yılda büyük şehirlerimizde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa’da göçlerden sonra sayıları gecekondularla aynı hızda artış gösteren sokakta yaşayan bu çocuklarımıza her yerde, her saatte rastlar olmuştuk.
    Bu çocuklarımızın evleri sokaklar, çatıları da gökyüzü olmuştu. Aileleri yoktu. Ya göç edip gelmişlerdi ya da dayaktan, cinsel tacizden kaçmışlardı. Önceleri masum bir şekilde sokaklarda özgürce yaşadıklarını sanmışlardı. Ama kısa süre önce sokak çeteleri, “yaşamak istiyorsan bize katıl” demişlerdi. “Bizle yaşayacaksın, ailende biziz, işin de” denmişti. Hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği, yaralama, gaspta kullanılan çetenin üyesi olmak istemeseler de onlara sunulan çok seçenek yoktu. Çocukluk yaşlarında oyun, okul, gülmek yerini kavga, dövüş, hırsızlık almıştı.
    Oyunu düşlemek, güzellikleri hayal etmek için tek çıkar yol tiner koklamaktı. Dünyayı unutmak ve özlenen hayalleri yaşamak. Tiner işte bunu sağlayan araçtı. Ama ne pahasına?
    İşte bu noktada sorumluluklarımızın başladığı noktaya geliyoruz. Yapabileceğimiz birşeyler var; bunlar bireysel yaklaşımlarla tek tek çocuklara kişi olarak yardımcı olmaktan başlayarak aynı amaçlara hizmet veren kişilerin birlikte oluşturdukları sivil organizasyonlara kadar değişen boyutlarda olabilir. Ancak akademik anlamda ilk yapılması gerekli olan durum saptamasının yapılmasıdır. Ama konuyu açıklığa kavuşturacak çalışmaların daha bugünlerde gerçekleştirildiği görülmektedir. Orta ve uzun dönem stratejilerin oluşturulmasında çok belirleyici olan bu örnek bile daha çok başlangıçta olduğumuzu göstermektedir.
    Sokak çocukları ile ilgili yapılabileceklere karar verebilmenin ilk koşullarından birisi konu hakkında bilgilenmek ve veriye sahip olmak.
    Akademik çalışmaların sosyal anlamda yansımaları olmasına ve topluma hizmete dönüşmesi gerektiğine inanan biri olarak yaklaşık bir yılı geçkin bir süredir 7 sivil toplum kuruluşu ve devletle işbirliğinde başarılı olarak çalışmalarını sürdürdüğümüz Yeldeğirmeni Sokak Çocukları Merkezi'’in ülkemiz için iyi bir örnek olacağı inancındayım.
    Sonsöz olarak şunu söylemek istiyorum. Bu çocuklarımız için yapmamız gereken birşey var.
    ONLARA ÇOCUKLUKLARINI HEDİYE ETMEK.
    Diğer yaşıtları gibi okula gitmeliler, oyun oynamalılar, evleri, dostları, aileleri olmalı.
    Bunu sağlayabilir ve onlara yardım edebiliriz ve de etmeliyiz.
    Bir toplum ancak bütün çocuklarının mutlu olduğu gün yarınlarına güvenle ve gülümseyerek bakabilir


    çocuğu olumsuz sürece iten nedenler

    1-EKONOMİK NEDENLER


    Yoksulluk- İşsizlik- Vasıfsızlık-Kentsel yetersizlikler(Sosyal konut yokluğu, konut darlığı, konut yetersizliği, sık ev değiştirme, oyun alanı yetersizliği, boş zamanları değerlendirme yetersizliği, kurumlaşma yetersizliği, sahipsiz bina ve araçların korunmaması) Göç (Çingene yaşam biçimi) sonucu kentlere adaptasyon zorlukları, Endüstriel yapılanma çelişkileri (çalışanların kadın yada erkek ağırlıklı olması)



    2-TOPLUMSAL NEDENLER



    Sokaktaki çocuğa yönelik eğitimsizlikten kaynaklı toplumsal davranış bozukluğu,sokağın ve çocuk alanına hizmet veren ortamların (kuruluşların) çekiciliği , toplumsal davranışın sokağı cazip hale getirmesi, (çocuklara para vermek-sokağın sınırsız ve kontrolsuz özgürlüğü)

    Çocuk alanında görev yapan kişilerin yaklaşımları, hızlı, hazırlıksız kültürel çözülme, bozuk toplumsal alt kültürler, çetelerin oluşması ve çocuğu zorla sakağa çekiş (fuhuş-hırsızlık v.b.)



    3- AİLEVİ NEDENLER



    Anne-baba ve çocuk arasındaki yaş farkı, parçalanmış aileler

    (Boşanma-Ölüm), Anne-Babanın madde kullanımı, bağımlılığı aile içi şiddet, ihmal ve istismar, anne-babanın güdülenme ve eğitim eksikliği,

    anne-babanın yetemeyeceği kadar çocuk sahibi olması, aile bireylerinde görülen sağlık proplemi, anne-babadan birinin cezaevine girmesi, anne-babadan birinin fuhuş sektörüne girmesi, alt kültür egemen aile modeli (Çingene v.b),ailenin çocuğu, suç davranışına yada çalışmaya itmesi,

    Ebeveyn rol çatışması (anne egemen olma) ve üvey ebeveyn sorunları



    4- BİREYSEL NEDENLER

    İyi yada farklı yaşam isteği, fazla tüketme eğilimi, çocuğun sağlık problemleri (özürlü v.s.), kültürel arayış, oyun arayışı (İnternet Cafe v.b.) çevresel değerleri keşfetme isteği, suç davranışı eğilimleri, basın-medya etkileri, livata, tecavüz veya fuhuş yapmaya maruz kalıp kaçma, akran arayışı ve olumsuz edimler kazanma, kardeş kıskançlığı, aileyi sahiplenme

    isteği üzerine çalışma, ergenlik problemleri, çevre uyumsuzluğu, çalışmaktan yada fiziksel gelişimden kaynaklı rol çatışmaları



    SOKAKTAKİ ÇOCUK PROFİLLERİ :



    SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUK :

    Herhangi bir nedenle ailesine ekonomik katkı sağlamak amacıyla, okuldan artan zamanında yada hiç okula gitmeden tüm zamanını sokakta her türlü riske açık olarak para kazanmaya çalışan çocuk.

    SOKAKTA DİLENEN-DİLENDİRİLEN ÇOCUK :

    Ailenin kendi isteği ile yanında yada bağımsız olarak para kazanmak

    amacıyla çeşitli şekillerde para kazanmak amacıyla dilendirilen çocuk. Bu çocukların dönem dönem aileleri tarafından yabancı yetişkinlere dilendirilmek amacıyla kiraya verildikleri gözlenmektedir.

    TERK ÇOCUKLAR :

    İstenmeyen yada gayri meşru ilişkilerden doğan ebeveynin kendi isteği ile ve korumasız olarak terk ettiği çocuklardır.

    SUÇA İTİLMİŞ ÇOCUKLAR :

    Bu gruptaki çocuklar bir çok nedenlerle suça itilmektedirler. Rehabilite edici önlemler alınmadığı takdirde suç davranışlarının içeriği büyüyerek pekişmekte ve geleceğin suçlu gruplarını oluşturmaktadırlar.

    SOKAKTA YAŞAYAN MADDE BAĞIMLISI ÇOCUKLAR:

    Yukarıda saydığımız nedenlerden her hangi biri veya birkaçı kapsamında çocuklar öncelikli olarak başlangıçta gündüzleri sokakta korumasız olarak kalmakta ilerleyen dönemlerde eve geç gitmelerle başlayan ve sonrasında tamamen ailesinden, sosyal çevresinden, okulundan kopmuş ve madde kullanan sokağın çocuğu olmuş konuma gelmektedir.

    Sokak sürecine başlayan bir çocuk, öncelikli olarak sokakta yaşayan

    evsiz yetişkinler tarafından istismar edilmektedir. (Tecavüz-Hırsızlık v.b)

    Sokak sürecine başlamış çocuklar, kentlerin mevsimsel çekiciliği, renkliliği, sınırsız ve denetimsiz bir özgürlük sunması oranları ile doğru orantılı olarak yoğunlaşmaktadır.

    Çocuklar maddeyi (Bally-Tiner) üşümemek, açlık hissini, geçmişte

    yaşanılmış kötü bir deneyimi bastırma, halüsülasyon görme isteği, rahat, özgür, utanma duygularından arınmış kişi konumuna gelme isteği ve en önemlisi saldırma isteği öncesi cesaret ve güç kazanmak için kullanmaktadır.

    Kullanılan madde (Bally-Tiner) içerik olarak, kimyasal zehir hammedesi olan “Toluen, Hegzan” ihtiva etmektedir. Gelişmiş toplumlarda “Toluen’in” yapıştırıcı sanayiinde katkı maddesi olarak kullanımı yasaklanmış durumdadır, “Toluen maddesi” tarım alanlarında kullanılan bazı kimyasal zehirlerinde katkı maddesidir.

    Toluen, insan vucuduna girdiğinde merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu ve uyarıcı etkileri olduğu tespit edilmiştir.

    Çocuklar; Bally’i poşete dökmek süreti ile önce nefesi ile ısıtıp gazlaşmasını sağlayıp, gazlaşan Toluen’i ağız yolu ile çok ender ve acil durumlarda burun yolu ile bünyelerine almaktalar ve bağımlılık oranına göre de etki evreleri değişkenlik arzetmektedir.

    Çocuklar; tiner’i şişeden, kıyafet içine sürmek yada kumaş içerikli bilekliklerine sürmek ve koklamak yolu ile almaktadırlar.

    Çocuklar madde kullanımına, bir arkadaşın tavsiyesi, teşviği (eşit konumda olma isteği) ile başlarlar.

    Bally kullanımının günlük (10) kutuya kadar ulaştığı gözlenmiştir.



    SOKAKTA YAŞAYAN MADDE BAĞIMLISI ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ



    Öncelikle, kullandıkları maddenin kokusu üstlerine sinmiştir, kullanılan madde ellerine, ağız kenarlarına kıyafetlerine yapışmıştır ve bu maddeden kurtulmak için ellerinde ve ağız kenarlarında deri soyulmaları görülür. Kıyafetleri özensiz ve kirlidir, uzun süre yıkanmadıklarından ve sürekli olarak açık havaya çıkmak ihtiyacı duyduklarından, ciltleri koyu renklidir.

    Göz odaklama kaybı, algı bozukluğu, yüksek sesle konuşma, boynunu tutma zorluğu, denge kaybı, sürekli olarak burunlarını çeker

    konumdadırlar.

    Hayal aleminde yaşarlar, toplumsal değer yargıları ve doğrularından uzaktırlar ve mevcut sisteme kafa tutar konumdadırlar.

    Dışardan gelecek cinsel tacizlerden ve soğuktan korunmak için kat kat giyindikleri, kollarındaki falçataları göstermemek için sürekli olarak uzun kollu giyindikleri gözlenmiştir.

    Sokakta yaşayıp madde bağımlısı olan çocuklar, suç kavramını çok bilmezler her şeyin kendilerine ait olduğunu düşünürler ve sürekli olarak üzerlerinde önceleri korunmak amacıyla sonları ise saldırma amacıyla delici-kesici aletleri taşırlar.

    Kullanılan maddeden kaynaklı halüsülasyon, algı bozukluğu, görme kaybı ve üzerinde taşıdığı delici-kesici aletler bir araya gelince vatandaşlarında bu tür çocuklar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarından, iletişimleri ölüm ile sonuçlanabilmektedir. Suç işleme esnasında madde bağımlısı çocuklarda bilinç açık konumda değildir.



    BU ALANA YÖNELİK HİZMET VEREN KURUMLAR


    Bu alana yönelik hizmetler; toplum odaklı, aile odaklı, çocuk odaklı, sorun odaklı olarak yürütülmektedir.



    ÇETEM ( Ankara Valiliği Çocuk Eğitim Ve Tedavi Merkezi)


    Gündüzlü ve yatılı olarak hizmet vermektedir, müracaatcısını okullardan, kendiliğinden gelmek suretiyle ve kuruluşlardan ön çalışma yapıldıktan sonra kabul etmektedir. ( Son iki günde madde kullanmamasını şart koşmaktadır)

    Maddeden arındırma çalışmasında yüksek başarı elde etmekte ancak sokaktan çekme sürecine yönelik bir çalışma içerisinde olunmadığından madde bağımlısı olup sokakta yaşayan her hangi bir çocuğa yönelik tam başarı sağlanabildiği görülmemiştir.Şuanda uygulama kapasitesinin 8 çocuk olduğu bildirilmektedir.

    SHÇEK ULUS ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



    Gündüzlü, öz bakım, sosyal beceri kazandırma ve sosyal destek olma yönünde bir hizmet sunumu yapmaktadır. Fiziksel yetersizlik, güvenlik problemleri nedeniyle madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocuklara yönelik, sokaktan çekme ve maddeden arındırma çalışmalarında istenilen başarıya ulaşılamamaktadır. Belirlenmiş bir kapasitesi olmayıp Açık Kapı Sistemiyle çalışmaktadır.

    SHÇEK FATMA ÜÇER ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



    Gündüzlü, öz bakım, sosyal beceri, kazandırma ve sosyal destek olma, ergenlik problemlerinin çözümü yönünde bir hizmet sunumu yapmaktadır. Fiziksel yetersizlik, güvenlik problemleri nedeniyle, madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocuklara yönelik sokaktan çekme ve maddeden arındarma çalışmalarında istenilen başarıya ulaşılamamaktadır. Belirlenmiş bir kapasitesi olmayıp Açık Kapı Sistemiyle çalışmaktadır.

    SHÇEK BEHİCE EREN ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



    Yakın bir tarihe kadar yetişkin evsizlere yatılı olarak hizmet vermekte iken şuanda da koruma altında bulunan kız çocuklarına hizmet vermesi düşünülmekte olduğundan madde bağımlısı çocuklara yönelik hizmet sunumundan ayrılacak konumdadır.



    BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ANKARA SOKAKLARINDA ÇALIŞAN ÇOCUKLAR MERKEZİ



    Ankara sokaklarında çalışan çocuklara gündüzlü olarak hizmet vermekte ve madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocukları kabul etmemektedir. Belirlenmiş bir kapasitesi mevcut değildir.



    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ



    1- Evsiz yetişkinlere yönelik gece barınakları oluşturulması

    2- Sağlık Bakanlığınca ergenlik sorunlarının çözümüne yönelik

    adölasan çalışma merkezlerinin artırılması,

    3- Adalet Bakanlığınca suç davranışının pekişmemesine

    yönelik Rehabilitasyon Merkezleri oluşturulması

    4- Milli Eğitim Bakanlığınca Rehber Öğretmenlerin koruyu

    önleyici kapsamda aile odaklı hizmet sunumuna başlaması

    5- Ekonomik yetersizlikten hukuk hizmeti alamayan çocuklara

    yönelik Hukusal Hizmetler Bürosunun oluşturulması,

    6- ÇETEM’in maddeden arındırma çalışmasının yanında

    sokaktan çekme sürecine yönelikte çalışmalar başlatması

    7- SHÇEK tarafından gece barınakları ve çocuk sığınma evleri

    oluşturulması.

    8- Reşit olmayıp fuhuşa itilmiş çocukların rehabilitasyonuna

    yönelik SHÇEK tarafından merkezler oluşturulması

    9-Basın-Yayın kuruluşlarının kayıp çocukların bulunmasına yönelik toplumsal içerikli proğramlar yapması

    10-Valilik Makamının sokakta çalıştırılan çocuklara yönelik velileri bağlayıcı karar alması (T.C.K’nın 526.Maddenin çalıştırılması)

    11-Bu alana hizmet veren sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi

    12-Bu alana hizmet veren kuruluşların koordinasyonunu sağlayacak bir merkezin oluşturulması

    13-Belediyelerin çocuklara yönelik hizmet çeşitliliğini artırması

    14-Gençlik Spor Müdürlüklerince, ekonomik düzeyleri yetersiz olan kesimlere ücretsiz olarak sportif faaliyete imkan sağlanması.

    15- valilik makamının çocuk alanına personel, kurum ve teknik desteğini artırması.

    İlimizde sokakta yaşayıp “Madde Bağımlısı” olan çocuklara yönelik bir kurumlaşma yetersizliği ve mevcut kurumlarda da teknik yetersizlikler, koordinasyon eksikliği çalışma planlarının belirsizliği hizmet aksamalarına ve mevcut çocuk sayısının geometrik artışına cevap verememesi nedeniyle sorun alanının bu artışla birlikte problem büyümekte ve çözümsüzlüğe doğru gittiği gözlenmektedir.

    Bu konuda yasal sorumluluğu bulunan kuruluşların ivedilikle yeniden yapılandırılması ve sorun alanına yönelik hizmet sunumunun etkinleştirilmesi gerekmektedir


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Bağımlılık nedir, Bağımlılık ne demektir
  3. Afacan çocuklar, mimiklerle delikanlı çocuklar, hareketli çocuk gifleri, Gülen ağlayan, te
  4. Çocuklarda Hipotiroidizm Çocuk Hastalıkları - Çocuklarda Hipotroidizm - Çocuklarda Hipotr
  5. Bağımlılık Yapan Maddeler, Bağımlılık Yapan Madde Etkileri, Bağımlılık Yapan Madde Riskler
  6. Çocuklar Neden Tırnaklarını Yer, Çocuk Ve Tırnak Yeme, Çocuklarda Tırnak Yemenin Önlenmesi
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri