Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Göz İle İlgili Deyimler ve Anlamları İçinde göz kelimesi geçen deyimler ve anlamları: *açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak) çok acıkmak: “Bu akşam açlıktan gözü dönmüş
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 22      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Göz İle İlgili Deyimler ve Anlamları

    Sponsorlu Bağlantılar




    Göz İle İlgili Deyimler ve Anlamları

    İçinde göz kelimesi geçen deyimler ve anlamları:

    *açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)
    çok acıkmak: “Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.” -S. F. Abasıyanık.

    *ağzını açıp gözünü yummak
    öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: “Fakat bu inat, Emine’nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik’e ağzını açmış, gözünü yummuştu.” -H. E. Adıvar.

    *alıcı gözüyle bakmak
    inceden inceye gözden geçirmek: “Şimdiye kadar pek alıcı gözüyle bakmamıştı.” -S. F. Abasıyanık.

    *Arap uyandı (Arap’ın gözü açıldı)
    geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz.

    *ayrıcalık gözetmek
    ayrıcalık tanımak: “Annem, babam çocuklar arasında hiçbir ayrıcalık gözetmezlerdi.” -A. Erhat.

    *baş göz etmek
    hlk. evlendirmek: “Oğullarının artık normal bir yaşam süreceğini sanan anne baba ona güzel de bir kız bularak baş göz etmişler.” -A. Ümit.

    *başım gözüm üstüne
    belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatan bir söz.

    *başını gözünü yarmak
    bir işi kötü yapmak, bir işi istenildiği gibi yapmamak.

    *(bir işi) gözü yememek
    bir işi yapacak güç ve yeteneği kendinde bulamamak.

    *(bir kadın bir erkekte) gözünü açmak
    kadın ilk cinsel ilişkiyi o erkekle kurmuş olmak.

    *(bir şey birinin) gözünde olmamak
    herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak.

    *(bir şey) gözüne ilişmek
    birdenbire, istemeden görmek: “Tam kapı yanında bir sütçü dükkânı gözüme ilişti.” -R. H. Karay.

    *(bir şey) gözünü almak
    1) şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek; 2) mec. aşırı biçimde etkilenmek.

    *(bir şeyde) gözü olmak
    bir şeyi ele geçirmek isteği beslemek: “Allah bilir, milletvekilliğinde de gözü vardır.” -H. Taner.

    *(bir şeyde) gözü olmamak
    1) bir şeye sahip olmayı istememek; 2) heves beslememek, fazla önem vermemek: “Giyinip kuşanmakta, gezip tozmakta gözüm yok.” -R. N. Güntekin.

    *(bir şeyden) gözünü ayırmamak
    bir şeye sürekli olarak bakmaktan kendini alamamak: “Ateşoğlu, bir yandan da gözlerini deniz yüzüne gelen ve yüzde suyu fokurdatan hava habbelerinden ayırmıyordu.” -Halikarnas Balıkçısı.

    *(bir şeye) gözü gitmek
    bir şeyi istemeden görmek, elinde olmayarak bakmak.

    *(bir şeye) gözü (gözleri) takılmak
    dikkati çeken bir şeyden bakışlarını ayıramamak: “Gözleri başka bir sahifenin ortalarına takıldı.” -P. Safa.

    *(bir şeye) gözünü yummak
    görmezlikten gelmek.

    *(bir şeye) … gözüyle bakmak
    yerine koymak: Kardeş gözüyle bakmak.

    *(bir şeyi) gözü gibi sakınmak (saklamak veya esirgemek)
    bir şeye aşırı ilgi göstermek, önemle bakıp korumak: “Doğru, hakları vardı, koskoca sandalıyla da beraber gömemezdiler ama çok sevdiği, gözü gibi esirgediği ağlarıyla gömebilirlerdi.” -S. F. Abasıyanık.

    *(bir şeyi) gözü gibi sevmek
    pek çok sevmek.

    *(bir şeyin) gözü kör olsun
    tkz. 1) bazı zorunlu durumlarda zararı istemeyerek kabullenmeyi anlatan bir söz; 2) gereksinim duyulan şeyin yokluğunda söylenen bir söz: Paranın gözü kör olsun.

    *(bir şeyin) gözünü çıkarmak
    1) beceriksizce davranmak, zarara uğratmak; 2) tkz. iyisi dururken en kötüsünü seçmek.

    *(bir yerde) gözünü açmak
    o yerde olduğunun farkına varmak.

    *birbirinin gözünü çıkarmak
    kıyasıya dövüşmek.

    *birbirinin gözünü oymak
    aralarında aşırı geçimsizlik olmak.

    *(birinden) gözü su içmemek
    güvenmemek: “Azarlayıp adam olmazsın sen nafile… Gözüm hiç su içmiyor senden.” -O. Kemal.

    *(birine) fena gözle bakmak
    kötü niyetini anlatır biçimde bakmak.

    *(birine) gözdağı vermek
    sonradan verilecek bir ceza ile korkutmak, yıldırmak, tehdit etmek, caydırmaya çalışmak: “Sarhoş ağabeyi, parası pulu ile gözdağı vermeye kalktı onlara.” -N. Cumalı.

    *(birine) gözünün üstünde kaşın var dememek
    birinin her davranışını hoş görmek.

    *(birini) görüp gözetmek
    korumak, yardım etmek, mukayyet olmak.

    *(birini) gözü ısırmak
    bir kimseyi tanıyacak gibi olmak.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Burun İle İlgili Deyimler Ve Anlamları
  3. Allah İle İlgili Deyimler Ve Anlamları
  4. İyilikle İlgili Deyimler Ve Anlamları
  5. Rüya İle İlgili Deyimler Ve Anlamları
  6. Kapı İle İlgili Deyimler Ve Anlamları
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    *(birini) gözüm görmesin
    “bana görünmesin, yüzünü görmek istemem” anlamında kullanılan bir söz.

    *(birini veya bir şeyi) gözü görmez olmak
    artık ona değer vermemek.

    *(birini veya bir şeyi) gözü kesmek
    bir işi yapabilme konusunda kendisine veya başkalarına güvenmek: “Şimdi Murat dağlarında eğlenirim, beni bulmak istersen adamlarının da gözü keserse oraya yolla.” -T. Buğra.

    *(birini veya bir şeyi) gözü kesmemek
    1) bir işi yaparken kendine veya başkalarına güvenmemek; 2) beğenip seçememek: “Kendi iyle otuzu geçtiği hâlde isteyenler arasında kendine uygun birisini gözü kesmediği için evlenmemişti.” -N. Cumalı.

    *(birini veya bir şeyi) gözü tutmak
    güvenmek, beğenmek: “Bu genç çocukla bu üstü başı oldukça eski ihtiyar adamı gözü tutmamıştı.” -N. Hikmet.

    *(birinin bir şey) gözünü bağlamak
    doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.

    *(birinin) gözlerine mil çekmek
    birinin gözlerini kızgın mille kör etmek.

    *(birinin) gözü önünde
    yanında, yakınında: “Çocukluğundan beri onun bir siniri de aydınlıkta başkasının gözü önünde uyumaktı.” -R. N. Güntekin.

    *(birinin) gözüne girmek
    sevgi ve ilgisini kazanmak: “Tevfik Bey’in gözüne girdiğini de etraflıca anlattı.” -T. Buğra.

    *(birinin) gözünü açmak
    görüşünü değiştiren bilgi vermek, uyarmak.

    *(birinin) gözünü korkutmak
    yıldırmak: “Şimdiden gözünü korkutmazsan ileride büsbütün başa çıkılmaz bu bacaksızlarla.” -N. Cumalı.

    *(birinin) gözünün (gözlerinin) içine bakmak
    1) bir kimsenin üstüne titremek; 2) buyruğunu yerine getirmeye hazır bulunmak; 3) bir arzunun gerçekleşmesi için gözleriyle birine yalvarmak.

    *(birinin) gözünün yaşına bakmamak
    acımamak, merhamet etmemek.

    *(birinin) yüzünü gözünü açmak
    bir çocuğa veya gence o zamana kadar bilmediği birtakım cinsel bilgiler vermek.

    *boş gözlerle bakmak
    anlamsız bakmak.

    *büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmek
    saygı ve sevgi göstermek: “Buralara kadar zahmet ettiniz, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.” -H. Taner.

    *dört gözle beklemek (bakmak)
    çok isteyerek veya özleyerek beklemek: “Terekesini paylaşmak için dört gözle ölümünü beklemekteydiler.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

    *dünya gözü ile görmek
    ölmeden önce görmek: “Seni dünya gözüyle bir daha görmeyi nasip edene şükrolsun.” -Y. Kemal.

    *dünya gözüne zindan olmak (görünmek veya kesilmek)
    büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak.

    *dünyaya gözlerini kapamak (yummak)
    ölmek: “Bir sabah söyledi son sözlerini / Yumdu dünyaya ela gözlerini” -Y. K. Beyatlı.

    *eğri (eğri gözle) bakmak
    kötü düşünce ile bakmak.

    *ekmeğine göz koymak (dikmek)
    birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.

    *el emeği göz nuru
    yapımı uzun zaman alan ve çok emek isteyen iş, el işi göz nuru.

    *el işi göz nuru
    el emeği göz nuru.

    *fark gözetmek
    ayrı tutmak: “Siz erkekler ekseriya nikâhlı kadınla nikâhsız kadınlarınız arasında bir fark gözetirsiniz.” -H. C. Yalçın.

    *elle tutulur gözle görülür (dille anlatılır)
    çok belirgin, çok açık: “Sevim’in güzelliği elle tutulur, dille anlatılır makbul bir güzellik değildir.” -R. N. Güntekin.

    *fazla mal göz çıkarmaz
    “ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

    *fırsat kollamak (gözlemek)
    yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek: “Sonra fırsat kollamasını biliyordu ve tekme yapıştıracak, çelme takacak zamanı içgüdülerin şaşmazlığıyla seçiyordu.” -T. Buğra.

    *göz açamamak
    yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak: “İşkembe ayıklamaktan, bulaşık yıkamaktan göz açamıyordum.” -O. Kemal.

    *göz açıp kapayıncaya kadar
    çok kısa bir sürede: “Göz açıp kapayana kadar Zafer büyüdü.” -A. Kutlu.

    *göz açtırmamak
    başka bir iş yapmasına vakit veya imkân vermemek.

    *göz alabildiğine
    1) gözün görebileceği en uzak yerlere kadar: “Bu göz alabildiğine düzlük, sinsi bir bataklık gibidir.” -A. Erhat. 2) çok geniş, engin bir biçimde.

    *göz ardı etmek
    gereken önemi vermemek: “Kocakarı yöntemlerine inanmayı göz ardı ettiğini söyleyemezdim.” -A. Kulin.

    *göz atmak
    kısa bir süre, fazla dikkat etmeden bakıvermek: “Bir ara karşıdaki salaş birahanenin penceresine göz atıyorum.” -A. Ümit.

    *göz boyamak
    kandırmak, yanıltmak, gösterişle aldatmak: “Yerine göre fakiri korur gibi görünür, gözleri boyar böylece.” -K. Korcan.

    *göz değmek
    uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşmek.

    *göz dikmek
    bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak: “Bizim canımıza, malımıza hangi devlet göz dikmişti?” -Y. K. Karaosmanoğlu.

    *göz doldurmak
    görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek: Bu futbolcu antrenmanda göz doldurdu.

    *göz doyurmak
    bir şey görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek.

    *göz etmek
    gözle işaret etmek.

    *göz gezdirmek
    1) derinlemesine incelemeden okumak: “Masanın üstünde bir başka gazete var. Biraz evvel ona göz gezdirdiğim zaman birbiri ardı sıra üç havadis görmüştüm.” -R. N. Güntekin. 2) bir yeri, bir şeyi çabucak incelemek.

    *göz göre göre
    1) belli ve apaçık olarak, herkesin gözü önünde: “Göz göre göre masumların kanına girmem için benden ferman almaya mı geldiniz.” -N. F. Kısakürek. 2) olacağı bilindiği hâlde önlem alınmadan.

    *göz göz olmak
    üzerinde birçok göz, delik oluşmak veya bulunmak: “Yeter oldu bu sitemler yetişir / Göz göz oldu kara bağrım tutuşur” -Halk türküsü.

    *göz göze gelmek
    her iki tarafın bakışları karşılaşmak: “İşte bu iki adam bir aralık göz göze geldiler.” -İ. H. Baltacıoğlu.

    *göz (gözler) önüne sermek
    açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak: Adı duyulmamış, şiiri bilinmeyen gençleri tutar, gözler önüne sererdi.

    *göz gözü görmemek
    yoğun sis, duman, toz vb. sebeplerle hiçbir şey görülememek: “Tezek dumanında göz gözü görmez.” -N. Hikmet.

    *göz (gözünün) kuyruğuyla bakmak
    göz ucuyla bakmak.

    *göz (gözünün) önünde olmak
    1) sürekli denetimi altında bulunmak; 2) unutmamak, olduğu gibi hatırlamak: “Hızla açılan kapıdan içeri girişi, hayır girişi değil, atılışı hâlâ gözümün önündedir.” -Y. Z. Ortaç. 3) gündemde yer almak; 4) kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak.

    *göz (gözünün) önüne serilmek
    görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak: “İstanbul’a bu yükseklikten bakılınca birden gözlerimizin önüne serilir.” -A. Ş. Hisar.

    *göz (gözünün) ucuyla bakmak
    fark ettirmeden gözlemek, belli etmemeye çalışarak başını çevirmeden yandan bakmak: “Kadın, gözünün ucuyla erkeğe baktı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

    *göz hapsine almak
    bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak: “Sözü sohbeti yerinde görünen birkaç erkeği haftalarca göz hapsine aldı.” -R. N. Güntekin.

    *göz kamaştırmak (almak)
    1) kuvvetli ışık veya parlaklık, kısa bir zaman için görüşü bulandırmak; 2) mec. bir niteliğiyle hayran bırakmak: “O sıralar Avrupa’da bir büyük piyano ustası gözleri kamaştırıyordu.” -N. Nadi.

    *göz kaş süzmek
    dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak: “Anlamlı anlamlı birbirine işaretler yaparak, göz kaş süzerek Emine’ye uzun uzun bakıyorlar.” -R. H. Karay.

    *göz kesilmek
    bütün dikkatiyle bakmak.

    *göz kırpmadan
    1) acımadan, merhamet etmeden; 2) duraksamadan, çekinmeden.



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri