Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Sevmek ve Sevilmek Sevilmek midir , sevmeyi gerektiren..? Ve aşk… Varlığı döndüren , yokluğu öldüren gerçek… Aşkın tarifi mümkün mü..? Bazı şeyler yaşanmadan bilinmez. Çok
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 7      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Sevmek ve Sevilmek - Gönülden Sevgi Yazıları

    Sponsorlu Bağlantılar




    Sevmek ve Sevilmek

    Sevilmek midir, sevmeyi gerektiren..? Ve aşk… Varlığı döndüren, yokluğu öldüren gerçek… Aşkın tarifi mümkün mü..? Bazı şeyler yaşanmadan bilinmez. Çok gezen mi iyi bilir? çok okuyan mı?; yoksa yaşayan mı daha iyi bilir?… Yaşamak gerekir Ferhat’ı ve Mecnun’u… Yaşamak gerekir Mevlana’yı… Hallac-ı Mansur’u bilmek gerekir yaşayarak ki o zaman tam olarak anlayabiliriz aşkı…
    Yoksa aşk havai bir şey gibi olmaktan öte gidemez hayatımızda… Emily Bronte’a tepeleri uğuldattıran, Kitaro’yu ritme getiren, Yunus’a ezgileri dizdiren, Karakoç’lara resimleri şiirlere çizdiren aşkı çözmek gerekir … Aşkın tanım ve tarifi o kadar eskiye dayanır ki, Platonik aşka ismini veren Platon’a(Eflatun) kadar uzar gider… Platonik aşk, likten (dünyevi) çıkarak e (dünya dışı) dönüşen aşk anlamına gelir. (Günlük de, yanlış bir tanım olan karşılıksız aşk anlamında kullanılır.) Platonik aşkta, insan bir kişiye âşık olurken, önce onun güzelliğine âşık olur, sonra bu güzelliğin tanrıdan geldiğini anlar ve artık herkes güzel görünmeye başlar çünkü herkes tanrının verdiği o güzelliğe sahiptir. Son aşamada kişi tanrıya âşık olduğunu fark eder. Yani bu kişinin aşkı artık seküler değil, tamamen tinseldir. Platon bir nevi “her şeyde bir şeyi, bir şeyde her şeyi bulmak” olarak tanımlıyor aşkı… Seküler olan gözün zerreleri; aşkın iksirine kapılınca baktığı her şeyde tinsel olarak aşkı buluyor…
    Aşk iki yönlü, bir yönü o kadar zevkli ve renkli, diğer yönü bir o kadar tehlikeli ve komplolu kompleks… Aşk insana verilen şefkat hissi kadar keskin ve derin duyu… İnsan bir kere kapılınca o iksire, artık her şeyin yüzüne aşkla bakar ve her şeyde aşkı bulur… Ve döner durur aşk iksiriyle maşukunun etrafında…
    Şiirler sustuğunda, aşka susayan şiirlerin yazıldığı sayfaların manalarını gönüllere çözmek gerekir aşkın akışında… Bilim aşkı beynin bir takım hormonlarındaki faaliyetiyle açıklamaya çalışıyor… Bu hormonlara müdahale ile aşkın problemlerini çözmek istiyor… Psikoloji takıntılı aşkları psikolojik problemlerle açıklayıp masaya yatırıyor… Tedavi yollarını gösteriyor… Psikolojiye göre bu bir hastalık… Kimya gönlüyle aşk: oksijenle hidrojenin aşkı… Birisi yanıcı diğeri yakıcı…
    Öyle bir aşkla bir araya gelirler ki zerrelerinden abı hayat olan suyu yaşartırlar… Fizik gönlüyle aşk: ay yeryüzüne yeryüzü güneşine öyle bir aşk la bağlıdır ki etrafında bir biri ardında gözünü kırpmadan meftun olarak semah eder… Tıp gönlüyle aşk: aşkı yaşamayan bir organ bir doku bir hücre bir zerre bir elektron yoktur. İnsan vücudu kendi kendine öyle âşık, bağlı ve bağımlıdır ki birisi diğeri olmadan yapamaz. Ve aşkın ahengiyle bir ömür insanın yükünü omzunda taşır… Gözün görme yetisindeki bakma ve görme arasındaki fark, kulağın duyma ve işitme yetisindeki fark gibi; aşk yetisinin aksının akşındaki fark söz konusudur işin aslında… İnsana bahşedilen aşk sırrı diğer duygular gibi hakikati bulmak doğruya yönelmek için verilmiş bir ruhani duyudur… İnsan kelimesi nisyan kelimesinden türetilmiştir.. Nisyan unutmaktır… Unutmak bir kusur dur haddi zatında… Ama bu kusur onun için bir çirkinlik değil bilakis güzelliktir.. Nasıl mı?...
    Bir ağaç düşünün ki, maharetli Mahir oyma sanatkârının elinde ( kırmamak ve ezmemek kaydıyla) paha biçilmez şaheser bir kapı oluyor… Görünüş itibariyle, atılan çentiklerle noksanlaşan ağaç, sanatkârın maharetinde Paha biçilmez sanat oluyor… İşte insanın hatası, kusurları da böyledir… Yanlışını anlayıp, yanlışta ısrar etmedikçe… Kalpleri kırmayıp, ruhları ezmediği müddetçe…
    Yaratılışı gereği olarak eksik olan insan, kendine verilen bu duyguları bazen hislerinin yanılması sonucu aradığını varlıkların geçici yüzünde bulmaya çalışır.. Varlıklarda ki geçiciliği fark edebilenler ise artık mecazın arkasındaki gerçeğe akar gider.. Hakikate ulaşa bilen âşıklar için ayrılık söz konusu değildir artık… Her varlığın yüzünde aşkı okur… Şarkıların kime yakıldığı, şiirlerin kime okunduğu önemli değildir bu aşamadan sonra… Baktıklarında hakiki güzeli görür, işittiklerinde hakiki ses sahibini duyarlar… Aşkı hakikiyi okurlar varlıkların simalarında… Ayrılık söz konusu değildir artık… Her şey kavuşmak ve buluşmaktır bundan sonra… Mecnun’a sormuşlar “adın nedir?” diye… Mecnun “Leyla” demiş.. Öyle ki Ona ne sorulursa sorulsun cevabı artık “Leyla” olacaktır… Hakiki aşkı bulanlardan Hallac ‘Ben Hakikatim’ demiş… Bu aşkın ta kendisidir… Bu aşamadan sonra aşk sessiz, sevgi ise dilsiz olacaktır… Fıtratı hakiki aşkla yoğrulan insanların sinesi o kadar genişler ki burada her varlık yer bulabilir… Yaratılmış her varlık sebebi aşktır onlar için… Günümüz dünyasında böyle âşıklara ne kadar da ihtiyacımız var… Düşünün ki; herkesin âşık olduğu bir dünyada yaşıyoruz…
    Aşıklar diyarı cennet memleket olmaz mıydı dünyamız?… İnsan yaratılış gereği sevecek sevilecek âşık olacak… Kendine verilen duyguları ortaya koyacak… İnsan bu mecazi aşkı yani seküler aşkı; hakiki yani tinsel aşka nasıl döndürecektir…? Gözleri gören insana “görmeyesin!”, kulağı duyan insana “duymayasın!” denilmeyeceği gibi; insanın varlığında var olan şeyleri yasaklayarak, “âşık olmayasın!”, “sevmeyesin!” diyemezsiniz… Bu yasaklarla insanı engelleyemezsiniz… Ancak göze görülmesi gerekeni, kulağa duyulması gerekeni, gönle de âşık olunması gerekeni izah edebilirsiniz… Hakiki aşkta marifet ne gözde nede görünende, marifet gören ve görünenin ardındaki güzeldedir… Şimdi gönül: Aşık ol hem de deliler gibi… Fakat hakiki sevgiliye âşık ol… Sev Mecnun gibi…
    Fakat Leyla’nın arkasındaki hakiki güzeli sev… Seni severek Yaradan sevgiliyi sev… Sana sevme yetisini bahşedeni sev… Sana aşkı dokuyan, güzelleri ve güzellikleri Yaradan hakiki güzeli sev… Sevgini aşkını bu uğurda dileğin gibi ver… Karşılık bulamamak korkusu olmayan hakiki sevgiliyi sev… Başında güneşi tespih tanesi, ayı atmosfere takvim, yeri ayaklarına beşik kılanı sev… Seni sen gibi seven Sevgiliyi sev… Korkma! O sana öyle bir aşkla karşılık verir ki seni ebediyen kendine dost ve Halil yapar… Seni ebediyen sevgisinden mahrum bırakmaz…
    Seni Varlığıyla hep görür, gözetir ve yokluk belasından kollar… Onun varıyla hep var olursun… Hakiki sevgiyi bulursun… Yunus gibi: yaratılmışları, (O) severek yarattığı için yaratılmışta sevgiyi bulursun… Aşkı Pir tutanların orkestrası “ Beni arayan Beni bulur.
    Beni bulan Beni bilir. Beni bilen Beni sever. Beni seven Bana âşık olur. Bana âşık olana Bende âşık olurum.” gaibi nidası ile “Pir Aşkın Senfonisi” olarak gönüllerde ritmini tutacak ve ruhun derinliklerin de ebediyen çınlayacaktır…

    Muammer Ceylan


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Sevmek,Sevilmek
  3. sevmek ve sevilmek için dua
  4. Sevmek ve sevilmek ile ilgili yazı
  5. sevmek ve sevilmek ile ilgili ayetler
  6. Sevgi tatlısı, sevgi yazıları, anlamlı yazılar, kişisel gelişim yazıları, hayatın içinden
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Ve ipini koparan uçurtma festivallerinde, iki tarafın ortasındayım. Uçurtmasına ağlayan çocuklar; özgürlüğüne sevinen uçurtmalar....



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
mektup örnekleri